Farz ı kifaye midir?
Farz-ı Kifaye: Bireysel Sorumluluktan Toplumsal Yükümlülüğe
Farz-ı kifaye, bir topluluğun bir kısmının yapmasıyla diğerlerinin üzerinden düşen dini yükümlülüktür. Yani, bir işin yapılması farz olup, o işi birileri yaptığında diğerleri bu görevden kurtulur. Ancak kimse yapmazsa, o işi yapmayan herkes sorumlu tutulur. Bu, bireyin kendi dini görevlerini yerine getirirken, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluğu da üstlendiğini gösterir.
Bu kavramı anlamak için birkaç somut örnek üzerinden ilerleyelim. En bilinen örneği cenaze namazıdır. Bir Müslüman vefat ettiğinde, geride kalan Müslümanların cenaze namazını kılması farz-ı kifayedir. Eğer bir mahallede bir cenaze olduğunda, birkaç kişi bile cenaze namazını kılarsa, o mahalledeki diğer Müslümanların üzerinden bu yükümlülük kalkar. Ama eğer hiç kimse cenaze namazını kılmazsa, o mahalledeki tüm Müslümanlar sorumludur. Deneyimlerime göre, bu sorumluluk bilinci çoğu zaman toplumsal dayanışmayı ve birlikteliği güçlendirir. Bir cenazede bir araya gelen insanlar, sadece dini bir görevi yerine getirmezler; aynı zamanda ölen kişinin ailesine destek olur, acılarını paylaşır ve toplumsal bağlarını pekiştirirler. Bu, sadece dini bir vecibe değil, aynı zamanda insani bir görevdir.
Farz-ı kifayenin diğer bir önemli alanı ise ilim öğrenmek ve öğretmektir. Bir toplumda dini bilgilerin, ahlaki değerlerin ve temel bilgilerin yaygınlaşması, o toplumun selameti için elzemdir. Eğer toplumda din alimleri, öğretmenler ve bu bilgileri aktaracak kişiler varsa, diğerlerinin üzerinden bu sorumluluk düşer. Ancak, bu tür bilgilerin öğrenilmediği veya öğretilmediği bir durumda, toplumun geneli bundan sorumlu olur. Günümüzde, dijitalleşen dünyada bu ilim ve bilgi aktarımı farklı boyutlar kazanmıştır. Bir kişi, internet üzerinden dini bilgiler öğrenip başkalarına aktararak bu farz-ı kifayeye katkıda bulunabilir. Örneğin, güvenilir kaynaklardan edinilmiş bilgileri sosyal medyada paylaşmak, doğru dini bilgiyi yaymak adına önemli bir adımdır. Rakamsal olarak bakarsak, bir zamanlar sadece medreselerde verilen eğitim, bugün online platformlar sayesinde milyonlarca insana ulaşabilmektedir. Bu, farz-ı kifayenin ne kadar geniş bir alana yayılabileceğinin bir göstergesidir.
Bir başka önemli alan ise toplumsal hizmetler ve hayır işleridir. Bir toplumda yoksullara yardım eli uzatmak, kimsesizlere bakmak, ihtiyaç sahiplerini gözetmek gibi görevler de farz-ı kifaye kapsamına girebilir. Eğer toplumda bu görevi üstlenecek yeterli sayıda insan varsa, diğerleri bu sorumluluktan muaf olur. Ancak, bu tür hizmetlerin ihmal edildiği bir durumda, toplumun geneli bundan sorumludur. Deneyimlerime göre, bu tür toplumsal hizmetler, sadece ihtiyaç sahiplerine değil, hizmeti verenlere de büyük bir manevi tatmin sağlar. Bir vakıf kurmak, bir derneğe üye olmak veya sadece bir komşunun ihtiyacını gidermek bile bu farz-ı kifayenin bir parçası olabilir. Örneğin, bir mahallede yaşlı bir teyzenin market alışverişini yapmak, onun için büyük bir kolaylık sağlayabilir ve bu da toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.
Farz-ı kifayenin anlamını ve önemini kavradıktan sonra, bu sorumluluğu nasıl yerine getirebileceğimize dair bazı pratik önerilerim var:
- Öğrenmeye Devam Et: Dini ve ahlaki bilgileri öğrenmek ve öğrenilenleri yaymak için çaba göster. Kendi üzerimizden bu sorumluluğu atmak için ne kadar bilgili olursak, topluma o kadar faydalı oluruz.
- İlim Yayma Faaliyetlerine Katıl: Bildiğin, öğrendiğin şeyleri başkalarıyla paylaş. Bu, bir camide sohbet yapmak, bir kurs vermek veya sosyal medyada doğru bilgiyi yaymak şeklinde olabilir.
- Toplumsal Hizmetleri Göz Ardı Etme: Çevrendeki ihtiyaç sahiplerine karşı duyarlı ol. Bir yardım kuruluşuyla çalışmak, gönüllü olmak veya bireysel olarak yardım etmek bu sorumluluğun bir parçasıdır.
- Örnek Ol: Kendi davranışlarınla, ahlaki duruşunla çevrene örnek ol. İnsanlar seni gördüğünde, doğru yolu, güzel ahlakı taklit etsinler.
Unutma ki, farz-ı kifaye, bireysel görevlerin toplumsal bir bilince evrilmesidir. Bir kişi olarak yapacağın her olumlu davranış, tüm toplumu daha iyi bir yere taşıyacaktır.