logo

reklam

ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ OYUNLAR


Tahir Hamdi Oral
tahiroral@hotmail.com

Kurtuluş savaşı ile kazanılmış ve tam bağımsızlık için yapılan tüm uygulamalar ile projeler maalesef  günümüzün kısır politikaları ile karanlığa gömülüyor. Şöyle ki: ….Ülkemiz sanayi kesimi ve tarımı tamamen dış güçlerin güdümündedir. Fındık—üzüm ve benzeri  ürünlerimiz halkımızın alın teriyle yetiştirilir ama fiyatını dış güçler belirler . Büyük tröstler istediği gibi fiyatlandırma yapar, üreticilerimiz de bunu kabul etmek durumunda kalırlar. Üretim bizden , tüm çalışma bizden yani cefa bizden, sefa dış güçlerden……. nasıl oluyor bu demeyin işte böyle oluyor. Eğer tarım ve sanayinin üretim kontrolü elinizde olmazsa yapacağınız hiçbir şey yoktur.
ABD ve AB’nin 100 yıllık projeleriydi bu. Emperyalizm bir ülkeye saldırılarla değil, dostluk  senaryolarıyla girer. Bir girdimi de çıkması mümkün değildir. ABD  en büyük müttefikim dediği ülkemize  TRUMAN yardım projeleri ile 1947’lerde girdi, bir daha da çıkmıyor. Bu yardım projeleri iktidarda bulunan yöneticiler tarafından da halka başarı adı altında anlatıldı ve bu güne gelindi. Türkiye’de kurulan ABD üsleri ülkemizin savunması için kurulmamıştır, bu kurulumların altında büyük projelerin gerçekleşmesi yatmaktadır( Büyük Ortadoğu projesi—İsrail’ in bir başka ülke tarafından taciz edilmesinin önlenmesi—Büyük Kürdistan hayalleri v.b projeler).  AB’nin ülkemizi birliğe almaması da ayrı bir senaryo. Bu uygulamaların hepsi uluslar arası büyük sermayelerin oyunudur. Oyun o kadar açıktan oynanıyor ki adeta biz geliyoruz denir. Ne yazık ki yöneticiler bunun farkında değiller. Ülkemizin  yer altı ve yer üstü zenginlikleri şu veya bu şekilde yabancıların eline geçmektedir. Yalnız bunlar değil , ülkemizin stratejik sayılabilecek limanları—havaalanları—Telekomünikasyon gurupları hep yabancıların eline geçmiştir.  Sözde ülkenin geleceği için YAP-İŞLET yöntemi ile uzun bir süreliğine büyük sermaye gruplarına verilmiştir.
İşte emperyalizmin bir ülkeye girişi sazlı, sözlü olarak başarılmıştır. Bundan yıllar önce ülkeye BARIŞ GÖNÜLLÜLERİ diye birileri geldi,  hepsi birer ikişer okullara , köylere , kırsal alanlarda yaşayanlara dahası  toplum içine girdiler , o kadar ki  ülke insanımıza faydalı olacaklar duygusuyla  o kişilere gizli, açık tüm  yaşantımızı anlattık, gösterdik , yardımcı olduk.  Türk insanı olarak saf ve temiz duygularımız ile onları memnun etmek için adeta yarıştık , ekmeğimizi paylaştık , soframızı açtık , beraber yemek yedik daha….daha…..neler neler. Ülkemizin her köşesini gezerek halkla bütünleştiler, halkta “Yahu bunlar bizi seviyor baksanıza hiç büyüklük göstermeden yer soframıza oturuyor, beraber yemeklerimizi yiyoruz” diyerek gönüllerde taht kurmuştu. Daha sonra anlaşıldı ki bu gelenlerin hepsi dış güçlerin ajanlarıydı ve bu iş için yıllarca eğitilmişlerdi.  Halkla nasıl bütünleşecekleri bir bir anlatılarak derslerini hakkıyla çalışmışlar, öğrenmişler ve yaptıkları  açık gizli çalışmalarda bölgemizin  zenginlikleri nelerdir, halkın zaafı nedir , bölgenin en zayıfı neresidir gibilerinden yaptıkları  araştırmaların  tümü bir rapor halinde ülkelerine postalanmıştı. Halkımızın insani duyguları , misafirperverliği,karşıdan gelebilecek zararları hiç düşünmeden bu kişilere kucak açması , dahası kendinden görerek onların zarar görmesine engel olmuştur. O kadar ki “Yahu bu kişiler ajandır, ülkemizin zayıf noktalarını tespit etmek, yiyeceklerimizi , ürettiklerimizi ,zenginliklerimizi kontrol etmek için buraya geldiler “ denilmesine rağmen inanmakta zorlanmışlardır .Çünkü Türk insanının içinde kötü düşünceler yoktur, neslimizden gelen ulvi duygularla misafire ikramda bulunmak, en iyi bir şekilde ağırlamak kanımızda var olduğundan aksi bir düşünce hakim olamazdı. Ama madalyonun diğer tarafı aksini gösteriyordu. Gelenler bir amaç uğruna gelmişlerdi ve bu amaçlarını da o zamanlar başarıyla yerine getirip görevlerini yapmışlardı.  Özellikle ABD Ortadoğu petrolüne sahip olmak için bizi atlama taşı olarak görmekte , her isteklerini Türk hükümetlerine gerek baskı, gerekse yardım şeklindeki senaryolarla ortaya koymaktadır. Kendilerini (ABD-AB)  özellikle Ortadoğu  petrolünün sahibi  olarak görmüşler dahası bu bölgenin  gerçek  sahibinin Batılı zenginler kulübü olduğunu her zaman söylemektedirler. ABD askeri de bu nedenle orada nöbet tutuyor gibisinden dünyaya mesaj verilmektedirler. İşte günümüzde yaşanan  savaşların nedeni Ortadoğu’daki petrole sahip olmaktır. Sökülen kanlar, yıkılan ocaklar , sakat kalan gençler , ağlayan anaların gözyaşları hep bu sebepledir.  Dış güçlerin büyük sermaye şirketlerinin kar etmesi, daha fazla para kazanmaları için ölümler oluyormuş , onların hiç umurunda değildir. Onların amaçları daha fazla , daha fazla  ve  en fazla olması gereken kazançlarıdır ki , dünyaya hakim olsunlar. Bu amaçlarını da yavaş yavaş gerçekleştiriyorlar.

Share
110 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÇEK BİR ÇAY, DEMLİ OLSUN

    18 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Hayat kaynağımız sudan sonra en çok tükettiğimiz içecek nedir diye sorsam, zannediyorum çoğumuz hiç düşünmeden çay yanıtını veririz. 5000 yıllık bir geçmişi olan çay ile tanışmamızın mazisi 100 yılı bulmaz. 1937 yılında verimli dikimin başarıldığı,1947 yılında  ilk fabrikanın açılması ile Çay  hayatımıza bir girmiş pir girmiştir. Dedelerimizin bilmediği yani hayatımızda, kültürümüzdeki yeri, eski olmayan bir şey nasıl olur da bu kadar vazgeçilmez olur. İçerken de, demlerken de hakkını vermek gereken çayın nasıl ve nereden hayatımıza girdiğini d...
  • HABER’İMİZ

    18 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Yazı yazmak için erken bir saat. Saat 07.00 uykum Spil’in ardına saklandı. Yatakta bir sağa bir sola dönerken gazetemiz Haber’i düşledim. Akşam ağabeyim eve geldiğinde Haber ve Hayat’ın el değiştirdiğini söylediğinde yirmi yıl yazı yazdığım gazetemizde geçen günler bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. 4 Aralık. 1996 yılında Manisa’ya “merhaba” demişti gazetemiz. Bu yirmi yıl içinde haftada üç dört gün yazı yazıyordum. Yazı yazdıkça Haber’de çalışanlarla, köşe yazısı yazanlarla yekvücut olmuştuk. Gazete kurucuları Ağarlar’ın zarif...
  • ŞİİR HEP ŞİİR

    16 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Sevgili Şükran, bu mektubumda da yine şiir, şiir diyorum. Yaşamını ne ile örmek isterseniz dediklerinde verdiğim yanıt her zaman  şiir olmuştur. Şiir seven insanın yüreği hep aydınlıktır. Bakışları daima ileridir. Usunda hep bilim ilim vardır. Şiiri bana sevdiren babamı burada saygı ile anmak istiyorum. Canım arkadaşım, sağım solum şairlerle dolu. Yine anılarımın peşinde Salihli Şiir İkindileri'ndeyim. Salihliler ne değin şanslılar ki, Zafer Keskiner ve Şadan Gökovalı ile şiirin dünyasına girdi. Şimdiki çocuklar ve gençlerde Salihli’de geçmi...
  • GÜNLÜK HAYATTAN YANSIMALAR

    15 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Eski Manisalıların bir sözü vardır: "İnsanın tatlı dilinden başka güzel nesi var?" * Bizim kuşağın Manisa Lisesi yıllarında öğretmenlerimizden ve büyüklerimizden hep böyle güzel sözler duyardık. Bu sözler günlük sohbetlerde sık sık kullanılırdı. Sohbetleri, çoğu kez, Hacı Bektaş Veli'nin "İncinsen de incitme. Her ne ararsan kendinde ara!" sözü izlerdi. * Bilindiği gibi: İnsan, doğası gereği  çok yönlü ve karmaşık bir varlıktır; başka bir ifadeyle, insan, küçük bir dünyadır, küçük bir evrendir; aynı zamanda insan, dünya kadar, evren kadar ...