logo

reklam
03 Aralık 2018

Sevim GÜNGÖR yazdı… “Bir Köyün En Güzel Resmi: DARKALE”


admin
bilgi@manisahabergazetesi.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

Bunaltıcı bir yaz günüydü. Teknik gezimizin adresi bu kez Darkale Köyü. Ekip arkadaşlarımız “Bu sıcakta arazi çalışması zor. Güneşten mutlaka korunmalıyız” diyorlardı. Ben ise Darkale’ye çok defa gittiğim için bu önemlere ihtiyaç duymayacağımızı biliyordum. “Güneş kremlerimizi unutmayalım, yüzümüz ve kollarımız domates gibi olmasın” diyerek arkadaşlarımın gözünü iyice korkutuyordum. Sohbet, mola derken Soma’ya geldik. Köye sadece 2 km uzaklıktaydık. Uzun zamandır gidemediğim, özlediğim ve nadir huzur bulduğum topraklara az kalmıştı. Kırsal mimari mirasımızı ve kültürümüzü yansıtan Darkale’nin bütün güzelliklerini tekrar yaşamak ve geçmiş yüzyıllara gitmek için sabırsızlanıyordum.

Eski Soma yolundan Çokluca Çayı’nı takip etmeye başladık. Çay sağ tarafımızda köye ulaşana dek bize eşlik ediyordu. Başımızı kaldırdığımızda, sol tarafta, sanki dağa asılmış gibi duran muhteşem köy manzarasına –ilk gördüğümde olduğu gibi- bir kez daha hayran kaldım.  Bu manzaraya dikkatli baktığımda, farklı renklerle boyanmış, iki katlı tarihi evlerin, dağa tutturulmuş görüntüsüyle ve her bir evin cephesinin mutlaka Soma Ovasına bakıyor olmasıyla, zor bir topografyaya rağmen Darkale’nin ne kadar özenli bir şekilde kurulduğunu düşündüm. Ve Darkale yapılaşmasını modern zamanın kentleşme ve imar çalışmalarıyla kıyasladığımda ise bizlerin ne kadar şansız olduğuna üzülürken Darkale’ye bir o kadar minnet borcu duydum.

Köye yakın bir mesafede, çay üzerinde ve ağaçların altında bulunan canlı balık restoranını geçtikten sonra köy yolu, sağımızdaki Kırkoluk Cami ve caminin doğusundaki asırlık çınar ağaçlarının yer aldığı köy meydanı ile son buluyor. Fevkani tarzda inşa edilmiş olan, Beylikler ve Selçuklu dönemi özellikleri gösteren Kırkoluk Cami; altından akan deresiyle, caminin doğu duvarında bulunan, dağdan gelen suların aktığı ve camiye adını veren Kırkoluk Çeşmesiyle, birçok oluğun bulunduğu rölyefli taşlarıyla, cami etrafında bulunan Bizans dönemine ait mimari parçalarıyla ve şadırvanıyla adeta bir açık hava müzesi gibi. Caminin arkasında bir zamanlar kadınların toplandığı, bir yandan çamaşırların yıkandığı, bir yandan sohbetlerin edildiği iki ocaklı, tonozlu ve sivri kemerli hacimlerden oluşan çamaşırhane, artık bomboş.

Köy meydanındaki çınar ağacının cömert gölgesi ve serinliğiyle çaylarımızı içtikten sonra güneş koruyucularını kullanmadan ve şapkalarımızı çantaya atarak yolumuza devam ediyoruz. Kırkoluk’u sağımızda bırakarak, sol taraftan dik ve dapdar sokakları tırmanıyoruz. Ipıssız organik sokaklarda bitişik nizamlı evler; çıkmaları, cumbaları, eliböğründeleri, saçakları ve kiremitleriyle kademeli bir şekilde öyle güzel konumlandırılmış ki her bir ev bir diğer eve saygı duyar gibi. Köyün sokaklarında bazen bir evin üst kat odası, bir sokağın köprüsü görevini üstlenerek ilginç bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Köyün en üst noktasında, Bizans dönemine ait mimari plastik taş eserlerin kullanıldığı ve yuvarlak külahı ile dikkat çeken Minareli Cami yer alıyor. Minareli Cami’yi inceledikten sonra dönüş yolumuzda Cumhuriyet Dönemi kamu yapısı olan ve şuan kullanılmayan köy okulunun bahçesine giriyoruz. Savaştan yeni çıkmış devletimizin eğitime önem vererek inşa ettiği mütevazı okulun pencerelerinden içeriyi bakıp siyah önlüklü öğrencileri hayal ediyorum. İçim hüzünle ve gururla doluyor.

Dönüp dolaşıp köy meydanına geliyoruz. Bir yandan çaylarımızı içerken bir yandan muhtarla sohbet ediyoruz. Köydeki yaklaşık 150 konuttan 40’ında yaşamın devam ettiğini ve köyde ikamet eden nüfus sayısının ise sadece 80 olduğunu öğreniyoruz.  Gölde ve diğer köylerde olduğu gibi Darkale de göç nedeniyle eski hareketli günlerini yaşayamıyor. Özellikle 1980’lerle birlikte devletin tarıma verdiği destekten elini çekmesi, sonrasında ise ekonomi, sağlık, eğitim, sosyal hayat vb sebeplerle Darkale, demografik değişimin sonucu terk edilen köyler arasında yer alıyor. Yaptığım araştırmalarda Darkale ile ilgili çok sayıda yazı, tez, makale vb. akademik çalışma bulunuyor. Ayrıca Darkale’nin eski günlerine geri dönebilmesi için bazı girişimlerin olmasına rağmen hayata geçmiş bir proje henüz bulunmuyor.

Köy meydanından ayrıldıktan sonra son uğrak yerimizde -doğa ile iç içe olan nehrin üzerindeki ahşap masada- zil çalan midemizi, enfes balık ziyafetiyle susturuyoruz. Eğer siz de, çoğumuzun çocukken çizdiği; “karşıda bir dağ, havada uçuyor gibi evler, pırıl pırıl güneş, masmavi gökyüzü, kenarda akan bir dere ve yemyeşil ağaçlardan” oluşan bu resmin içine girmek istiyorsanız mutlaka Darkale’yi ziyaret etmelisiniz.

Share
1174 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şükran FARIMAZ yazdı… “MERHABA  BEDRİYE”

    18 Aralık 2018 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

                Daha ilk yağmurla bahçedeki  İstanbul  gülleri  solmuş, herkes erkenden evine çekilmişti.  Issız  duvar diplerinde, pencere kenarlarında tek tük de olsa ölü kuşlarla kelebekler görülüyor, yol boyu uzayıp giden  yapraklarla bir kırgınlık gibi uzuyordu güz: Bir mektup, son bir mektup olsun gelmeyecek miydi ondan? Merhaba Bedriye, Bir Ağaç Bir Kadın’dan alıntıladığım bu sözcüklerle yine ve yeniden merhaba! Biliyorsun  yayımlatmakla yetinmeyip  kendi aramızda  ayrıca konu edindiğimiz mektup...
  • Ali Haydar Aksakal yazdı.. “SPİL MİLLİ PARKI”

    18 Aralık 2018 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

                Muhteşem Sipylos Dağı… Hititlerin Zippasla Ülkesi dedikleri, gizemli bir tarihi içeren ve unutulmuş kahramanların yaşadığı topraklardır… 3. jeolojik devirde deniz dibinde biriken tortuların yükselmesiyle Manisa Dağı oluşmuştur. İçinde mağaralar, nehirler, göller ve su kaynakları olabilir. Tortuları, Sülüklü Göl civarında ve Çeşme Başı Mahallesinin üst sırtlarında görmek mümkündür. Sülüklü Göl, kalker arazide, Spil Dağı Milli Parkı’nın 600 metre yüksekliğinde oluşmuş bir dolin gölüdür. ...
  • Sevim GÜNGÖR yazdı… “ÇIĞLIK”

    17 Aralık 2018 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

          Kasvetli bir pazar günü… Henüz akşam bile değil ama gün karanlık. Siyaha yakın bulutlar büyük kümeler halinde güneşi engelliyor. Güneş bir çıkıp bir kayboluyor,  “umudun bir var, bir yok oluşu” gibi… Balkonumdan bahçeme doğru oturmuş kahvemi içiyorum. Bir yandan yağmur yağsa da karanlık bulutlar aydınlansa diyorum, bir yandan bu karanlığı yaşamak istiyorum. Derken içimden bir ses -yok hayır binlerce ses- çığlığa dönüşüyor ve “bu karanlıklar aydınlıklara ne zamana kadar direnebilir” diye feryat ediyor. Karşımdan yüz...
  • Gülçin HAZIR yazdı… “İNSAN OLMAK”

    16 Aralık 2018 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

                Dünya  üzerinde insanların özgürce ve eşit yaşadığı sürece, yaşanılan hayatın anlam ve öneminin var olma ilkesinden yola çıkarsak, düşünmemiz gereken üzerinde insan yaşamayan bir dünyanın ne kadar boş ve bir o kadar da anlamsız olduğu olgusuna varırız. Dünya üzerinde yaşayan bütün insanların özgür ve eşit olduğu düşüncesi ve bunu takip eden çalışmalar ilk olarak 1776 yılında Amerika ve Avrupa’da başlamış, daha sonraki süreçte de Fransız halkı ülkelerindeki kötü yöneticileri ile yönetime ...