Telif Hakkı © 2010 Manisa Haber Gazetesi. Tüm Hakları Saklıdır.
| TANER GÜZEY |
| KOSE - KOSE | |||
|
Kalbimde ruhumda sen! Baygınım ben sana Candan yana yana, Şu seven kalbimi bilsen! Anlayacağınız üzere yine bir TSM eserinden bir kuple sundum size! Bazı değerleri sahiplenmek ve onları sonsuza dek taşımak önemli. Hem de çok. Başkalarının dünyasını yaşamayın, kendini dünyanızı yaşayın. Bazen yanılıyor insan. Bence en önemli yarış kendinizle yaptığınız yarıştır… Kendinizi aşmak, ve sonucunda kendinizi dinlemek. Bu ne demek demeyin. Olması gereken bu! Ne kadar etrafı didiklerseniz hüsrana uğrarsınız. Kendi düşen ağlamaz derim ben! Sebep, sonuç teorisini bilirsiniz. Sebepsiz duygular mutsuz sonlara yol açar. Daha doğrusu doğruyu bulmak çok zor. Biraz ucundan yakalarsanız bırakmayın siz kazanırsınız! Güçsüzler ve Kimsesizler Yardım Vakfı ile yapacağım defileye son sürat hazırlanıyorum. Onları seçmemin sebebi aydınlık zihinlere sahip olmaları. Yaz boyunca 8-13 yaş grubu çocuklara okuma yazma, ev hanımlarının el esnekliklerini değerlendirip faydalı olan kurslar düzenliyorlar Mütevazice yardımlarla daha ileri giderek, seviyeli ve saygın çalışarak ve eğitim vererek yollarına devam ediyorlar. Başka söze gerek yok. Manisa Belediyesinin himayesindeki kültür ve sanat ve aynı zamanda sosyal aktivitelere açık mekanı "Sultan's Cafe"de defileyi yapacağım. Son derece saygın, hizmette kusursuz bir ortam burası. Bu vesileyle Tuncay Bey'e teşekkürlerimi sunuyorum. Fakat onunla beraber arkamda olan birçok değerli insanı da unutmamak gerekir… Kimler yok ki destekçilerim arasında.. Ancak onları; yani sponsorlarımı sonra söyleyeceğim. Amacım, moda sektöründeki ihtiras, çılgınlık ve bencillik sonunda hüsran getiren olayların dışında kalmak. Başarısız olmaktan bahsetmiyorum burada; demek istediğim şu: şan, şöhret ve etiket beni mutlu edemiyor. Bu şekilde mutlu olan insanlar zaten hep üzülmeye mahkûmlar… Buradan yazı yazma lütfunu ve bu yolla kendimi anlatma imkanını bana veren herkese teşekkürler… Merdivenleri ağır ağır çıkmak benim ilkelerimden biri. Yine dönüp dolaşıp modaya geldi sıra. Bir moda fırtınasıdır aldı başını gidiyor. İstanbul malum, büyük metropol ve kültür şehri. Ancak her şey iç içe olunca, ya da her kafadan bir ses çıkınca olmuyor. Çeşitli moda etkinlikleri var; yarışmalar var. Avrupai defileler –ki bu da ne demek anlamıyorum. Hala ismimizi koyamadık moda sektöründe. Çok hareket sonra sessizlik. Birkaç ödül, yapılan ifadesiz kıyafetler; daha doğrusu sadece kendini aşma sevdasıyla yapılan ve sonucunda da giyilemeyen kıyafetler ile yapılan aktiviteler. İstanbul bu kadar iyi olsa kendini bilen üstadlar oradan kaçmazlardı bence.. Hep İstanbul diyer tutturulkmasını saçma buluyorum. Diğer kültür şehirlerimizde neden çalışılmasın ki? Bazen söyleyeceğim bazı şeyleri -sırf haddimi aşmamak için- söyleyemiyorum. Esasında moda sektörü hep skandallarla doludur; örneğin son zamanlarda yapılan defilelerde bir çok "iş kazası"nın olması. Bunun sebebini sorguluyorum; bir çoğunuz gibi… Esasında manken yürüyen bir askıdır ve tek işi giydiği kıyafeti tanıtmaktır. Tekstilcinin işi ise ürünü yapmak ve halka sunmaktır. Fakat bu ikisi arasında yapılan işlerin ne akıl almaz işler olduğunu kimsele3r bilemez. Konu hakkında bir anımı anlatayım. İstanbul Yeşilköy'de CNR fuarında tekstil sektörü kaynar. Tekstil hep bu yaz aylarında çıldırır; fakat tam da bu aralar çok garip olaylar oluyor. Dengesiz kıyafetler yapılınca, satışlar yeterli seviyede olmuyor ve bir sonraki kreasyonları yapmak için gereken ekonomik gücü veremiyor. Fazla şaşaalı kreasyonlar hüsranla sonuçlanabilirler. Bu seneki renklere gelecek olursak, hiç yeni ve orijinal bir renk yok ortada. Kısacası aynı tras aynı hamam. Pırıltı ve şıkırtıya devam; ya sonra Benim bir prensibim var; bilmeden, görmeden; neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmeden ahkam kesmekten hoşlanmam. Bunu zaten ekonomik veriler de anlatıyor. Güzellikler ve huzur sizinle olsun. ******* ****** *******
Dertli dertli vurdum sazın teline, Uyma dedin uydum eller sözüne, Cihan da bilir benim sana yandığımı, Ellerin köyünde garip kaldığımı" Bir türkü sözü bunlar. Bazen böyle de çağlıyorum. İçimdeki fırtınaları dindirmeye çalışırken böylesi sözler bana yardım ediyor. Size de tavsiye ediyorum! ![]() Şu günlerde neyin ne kadar doğru olduğunu, neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlamakta çok güçlük çekiyorum. Nedir bu fırtına!Nedir bu nerden estiği belli olmayan sıcak, alev alev rüzgarlar! Dalayığ dalayıp geçiyor. Ancak kötüve tamiri çok güç izler bırakıyor. Neyse ki tutnacak dallarımız var da! Biraz rahatız. Hoş, insan önce kendine tutunmalı. Eller bazen sizi yok edebilir. Neden böyle yazdım biliyor musunuz? Herkesde bir tavır var! Eller gelen düğün baram. O da nasılsa! Şüpheliyim. ![]() İnsan bedeni bir türlü oturmadı gitti galiba! Bir taraftan mutlaka patlak veriyor. Hala tekamül etmekle meşgul. Umarım geç kalınmaz. Ne derler, sabrın sonu selamettir.Umarım uçup giden gurbet kuşlarına dönmeyiz. Baksanıza ayağı yere basması gereken toplum bir havalarda, bir havalarda. Nedense! Benim kurallarımdan biri de saygı ve sevginin açamayacağı kapı yok. Yüreğinizi ortaya koyarsanız net olursanız bütün kapılar açık. Ya da öyle olması gerekiyor. Bu günlük hayata ve iş hayatında çok önemli. Ben hancı ve yolcu işini sevmiyorum. Gönül hanı hep dolu olmalı, cıvıl cıvıl. Şüpheli hayatlar veya sahte tavırlar eninde sonunda ortalara dökülüveriyor. Sanki görünen köy kılavuz istemez gibi. ![]() Şimdiye kadar gerek mesleki gerek sosyal çalışmalarımda matematiksel yanlış hesaplar yapanlar, sahtecilik mutlaka ortaya seriliveriyor. Kurtuluş yok. Yani hep kendinizi kandırıyorsunuz. Lafı fazla dolandırmadan mesleğim tekstil, moda ve giyim kuşam sektörüne doğru yelken açayım. Sahte eşittir tekstil sektörü. Bir yaygara, bir kargaşa, b,r zeka kapışması. Sonuç hüsran; inanmayan şöyle bir bakıversin etrafa saıkn herşey sütlüman demeyin! Elbise veya kostüm veya şıklık sizin kalitenizi ve kapasitenizi biraz abarttırır. Sizi gizemli ve ulaşılmaz yapabilir. Ama ya sonra? İşte orası hiç hoş olmuyor. Takıp takıştırmak, abartının en son safhalarını ve cildin gözükmemecesine yapılan makyaj adına altında maske ve estetik görünüm dehşet ve şok! Olmaz herşeyi doğru dürüst yapmazsanız hele mesleki kariyerinizi çok iddialı kılıklarla adım atamaz tarzda sanki robot gibi olursanız toplumu taciz edersiniz. Maalesef tekstil veya hazır giyim bunlarla dolu insanlara hizmet etmek gibi bir hataya düştü.Çünkü topluma faydalı olmak istiyorsanız çok dikkatli ve aşırı para kazanmak için bir o kadar da para harcamak hiç de akıl karı değil. Ne bedeninizi, ne kişiliğinizi ne de sesinizi ne de toplum içindeki yerinizi bu tür tavırlarla isipat edemezsiniz. ![]() Uzun lafın kısası bizler nedense hep biliyor hep yapıyoruz! Ama nasıl harcanan zaman, harcanan para ve hesaplar hepsi bir anda gelip gider. Şu anda tekstilin yani modanın içinde bulunduğu ortam gibi. Çok çabuk modacı, birden şöhret ya da ortalarda salına salına gezerek ne modacı olunur; ne de şöhret. Unutmayın bedeller ağırdır. Geçen günlerde Güçsüzler Vakfı Başkanı Sayın Ayşenur Er ile tanıştım. Geç kalmışım ama olsun. Yapacağım moda gösterisini kendisiyle yapmaya beraberkara verdik. Biliyorsunuz ben yaptığım aktiviteleri zarif sponsorlarımla ücretsiz yapıyorumç Vakıflara derneklere faydam olsun ve de kazanç talebelere gitsin. Bu ara Manisa Belediyesi gibi sessiz sedasız ihtiyaç sahiplerine Ramazan destekleri yapıyorlarmış Bu da çok manalı ve güzel çünkü az da olsa öğrencilere burs veriyorlarmış. Bu ara Ramazan eğlenceleri de pek bir hoş, renkli ve de örf adetlere uygun. Sonra yine devam ederim. Şimdilik hoşça kalın...=
Yeşil yeşil bakıyorsun Suvdalanmış yüreğime Damla damla akıyorsun Karanfiller gibi renkli Bülbüller gibi ahenkli Neşeli, sevinçli, renkli Name name bakıyorsun Bakmayı bilmek gerek, görmek ise yaramıyor. Hele gönülden bakmayı bilmiyorsanız. Güzellikleri görebiliyorsanız yaşıyorsunuz demektir. İnatçı olmamak gerek. Çevirme hiç yüzünü Bakma sen gözlerime Eller gibi davranıp Görmemezlikten gelme demiş şarkı. Doğru söze ne denir. Gönül isterse her güzelliği görüyor. İstemeye bağlı. İsterse insan herşeyi görür ve kendini ona göre dengeler dedim ve hemen rengarenk moda dünyasına kendimi atıveriyorum. Aman efendim aman, ne şiş yansın ne kebap misalei ne diyeyim bilmem ki. Tereciye tere satamam ya! Ama olmuyor... ![]() Çin malları toplatılıyormuş, zararı varmış, naylon oranı çok olduğu için. Günaydın derler buna. Yeni mi farkedildi? Senelerdir, Çin'den, Tayvan'dan ve de diğer uzakdoğu ülkelerinden gemilere yüklenen, daha gemideyken pazarlık yapılıp el değiştirilen 1-2 dolarlık kumaş, İstanbul'da 10 dolara varıp ortalarda gezinirken neredeydiniz? Hesap yapıp, imalat pahalı deyip, ithal edip ucuza getirip pahalıya satılıyorken tedbir almak gerekmez miydi? Maliyetler alıp başını gidince olduk bir yabancı memleket. Marka adı altında satılan bir yığın ürün de sağlığa zaralı olduğu kadar, keseye de zararlı Alın teri diye birşey vardı, o da aldı başını gitti. Al gülüm, ver gülüm. Ya da siz sağ, ben selamet. İşte o yüzden, bakmak değil, görmek gerek. Başlar çevrilince, görmemezlikten gelinince işte böyle oluyor. Her yer cıvıl cıvıl, vıcık vıcık naylon eşya. Biz de hava atıp gerdan kırarak, ye kürküm ye der gibi olmuyor mu? Giyim kuşam bir sanattır. Hele imalat çok meşakkatlidir. Ancak şükretmeyi bilmeyince, sonuç hiç de hoş olmuyor. Bir şıklık, bir ihtiras ve de göremişlik misali. Ne derseniz deyin, uzun lafın kısası, ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet. Çalsın sazlar, oynasın kızlar... Atışmaktan, didişmekten, atı alan Üsküdar'ı geçiyor. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.. Bu arada ünlü modacılar, konferans verircesine beyanatlar veriyorlar. Sokak defilelerini Amsterdam'daki sokaklara benzetenler bile var. Artık ne diyeyim bilmem ki... Bu ara 2010-2011 koleksiyonu çalışmaları hızla sürüyor. Avrupa'da özel moda evlerinden biri olan Christian Dior, yeni koleksiyonunu gösterime sundu. Hoştu. Sanki elde kalan kumaşları biraraya toplayıp, renfarenk bir moda yaratmış. Fransız asilzadelerinin giydiği kat kat kabarık ve fazlaca houte couture denilen tarzı sunmuş. Sakın inanmayın, kandırıcı modeller. Sırf kafa karıştırıcı. Kalite ve çalışma özel ve gizli olur. Doğru değil mi? ![]() Bir de, ha babam, de babam eldeki malları outletlerde, bit pazarlarında, işin garibi krizli ortamlarda açılıveren alışveriş merkezlerinde satılıyor ve de sonra salına salına kişilik kavgası yapıyoruz. Siz sağ, ben selamet. İşte bakmak ne demek, görmek ne demek, umarım anlatabildim. Hepinize iyi seyirler... Aman efendim, ortalık yangın alevi gibi. Yaz sıcakları bir yandan, toplumsal kargaşa bir yandan. Aldık başımızı gidiyoruz. Galiba istasyonları dikkatli seçmek gerek. Diksiyon çok önemli. Eğer o istasyon size göre değilse ya da siz öyle hissediyorsanız, yeni istasyonlara doğru yol alın.Bu ara istasyonlarım çoğaldı. Arad bir tökezliyorum ama doğruyu bulmaya çalışıyorum. Herkes tavsiyem bu. En azından ben öyle yapmaya çalışıyorum. Siz siz olun, küçük dağları ben yarattım, ben bilirim demeyin. Sonsuza dek mütevazı olun, kazanan siz olursunuz. O kadar doğru ve kişilikli insanlar var ki!. Örnek olmak gerek. Bu da ne demek demeyin. Toplum olarak pek bir dağıldık. Hele iş yaz atilllerine gelince, ortalık kanqrnaval yerine dönüyor. Her yerden, her kafadan bir ses çıkıyor. Yine yorgun beyinler, yine yanlış işler. Hep sınıfta kalıyoruz. Tatil yerleri dinlence yeri olmaktan çıkıyor. Kendini kaybetme yeri veya çok uç kıyafetlerle ve davranışlarla günü kurtarmaya bakıyoruz. Olmuyor. Hele ki tekstil ve hazır giyim sektörü konumuzsa, abartı ve frapanlık diz boyu. Oldum olası, pırıltılı gölgeler gibi olmaktan kurtulamıyoruz. Sonra sıkışınca da etrafı taciz ediyoruz. Hatalarımızı kabul etmeme, en önemli meziyetimizmiş gibi oluyor. Neyse, çok söze ne hacet. Zaten olan oluyor. Müsaade ederseniz biraz da modadan bahsedeyim. Sabah gözümüzü açar açmaz kendimizi içinde buldugumuz bir dünya. Çok geniş bir dünya. Bir tarafta çok sadelik, diğer tarafta çılgınlık, bir tarafta da arayış. Kanımca şu günlerde moda değişime uğramaya çalışıyor ama kafalar karışık. Arayış içinde. Dedim de, havada asılı kalmak gibi. Pusula, yönünü bulamıyor. Kolay değil!. Hiçbir konuda, hele direkt kararlar verip ahkam kesip sonra tökezlemek gibi. Hep böyle oluyor. Hele tekstilde bu had safhada. Çünkü geriye dönüş yok. Hatalar af kabul etmiyor. Olan, harcanan iş gücü ve paralara oluyor. Sempatik olmak yerine itici ve cool yani farklı olmak ya da para yoluyla benim demek de olmuyor. Düşenin dostu olmazmış. Yine coştum galiba. Hadi bugün Emel Sayın günü yapalım. Onda, bunda, şundadır Mavi boncuk kimdeyse Benim gönlüm ondadır Şu dünyada sevgi büyük ihtiyaç Herkes sevmeye sevilmeye muhtaç Herkesle dost ol herkesle arkadaş Ömrümüz geçiyor bak yavaş, yavaş Uzun lafın kısası, kantarın topuzunu kaçırmamak gerek.
|
TANER GÜZEY






