| HÜSEYİN ERKENCİ |
| KOSE - KOSE | |||
HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
GÜLE GÜLE BÜYÜK BAŞKAN… 02.09.2010 Ölümler vardır, beklersiniz. Her an üzücü sonuç gelmek üzeredir. Ama bazı ölümler vardır, aniden, insanları şoka uğratır. İnsan neye uğradığını anlayamaz. İşte Ahmet Kurşun'unki de şok edenlerden. Kalp krizi geçirmesinden birkaç gün önce CHP heyeti olarak Manisa Gündem Gazetesi'ni ziyarete gitmiş, referandumla ilgili görüşler aktarmıştık. Hatta, daha hiçbir şey konuşmadan, 'Ne olacak bu Fenerbahçe'nin hali?' diye sormuştum. O ayrıca bizim için, kanı sarı-lacivert akan bir başkandı. Ahmet Kurşun yaşıtımdı. Aynı yıllarda okullarda okuduk, aynı yılları da Manisa'da yaşadık. Sağ siyasette, basında ayrı bir yeri vardı. Geldiğimiz yaşlar dikkate alınırsa, duayendi. Sanırım Baba Nejat'tan sonra Manisa'daki en yaşlı gazeteci o idi. Çalışma yaşamı ile gazeteciliği birlikte yürüten insanlardan biri idi. Uzun yıllar Ticaret Odası Sekreterliği yaptı. Buradan biraz buruk ayrıldı ama, kopmadı. Ticaret Borsası'nda yerini aldı. Daha sonra da Manisa Gündem Gazetesi ile de, yorucu bir basın yaşamını sürdürmeye devam etti. Manisa'nın nabzını çok iyi tutardı. Bizim, hasbel kader haftada bir yazmanın dışında gazetecilikle bir ilgimiz yok. Kendimizi gazeteci sayabilmemiz mümkün değil. Ama O, her şeyi ve herkesi ciddiyetle izler, gerektiğinde bize göndermeler de yapardı. Hiç unutmam yıllar önce, Fenerbahçe'nin şampiyonluğu kazanması nedeniyle "Yer sarı gök lacivert" diye övgü dolu bir yazı yazmıştım. Ahmet Kurşun benim Fenerbahçeliliğimi bilmediğinden, okuyunca duygulanmış ve özel olarak büroya ziyarete gelmiş, beni göremeyince bana verilmek üzere, bizim rahmetli Mazlum'a bir FB rozeti bırakmıştı. Ortak bir FB sevgimiz vardı. Bir çok etkinlikte, toplantıda birlikte bulunduk. Topluma yararlı, çalışkan bir insandı. Ama nedense hep iyiler gidiyor. Hem de zamansız ölümlerle. Kendisine Tanrı'dan rahmet, geride kalanlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Manisa değerli bir evladını daha yitirdi. Güle Güle Büyük Başkan ! ****** ***** ****** HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
YARGI BAĞIMSIZLIĞI Mevcut anayasal sistem dahi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından yetersiz ve sakıncalı iken,yeni düzenlemelerle daha da geriye gidilmekte, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ortadan kaldırılmaktadır. Avrupa Birliği kurumları Türkiye ile ilgili ilerleme raporları hazırlamakta ve istişari nitelikte ziyaretler gerçekleştirmektedirler. Sunulan raporlarda "ADALET BAKANI VE MÜSTEŞARININ HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNDA YER ALMAMASI,CUMHURBAŞKANININ DA BU SÜREÇTE BULUNMAMASI " tavsiye edilmektedir. Hukuk Fakültelerinde bizlere öğretilen en temel hukuk kurallarından biri Adalet Bakanı ve Müsteşarın kurulda yer almaması, Kurulun bağımsız bir sekreterya ve bütçesinin olmasıdır. Bu kural halen milletvekili ve bakan olan hukukçulara da öğretilmiştir. Yeni anayasa değişiklik paketinde HSYK 22 üyeye çıkarılmaktadır. Adalet Bakanı Kurulun başkanı olup Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile birlikte kurulun doğal üyesidir. Cumhurbaşkanı kendisine ilgili kurumlar tarafından önerilen adaylar arasından bu sayıyı yasal süreçte tamamlayacaktır. Adalet Bakanı Kurulun başkanıdır ve Kurul Genel Sekreterini de Adalet Bakanı seçecektir. Adalet Bakanı kurul içinde kalmaya devam etmekte ve gücü arttırılmaktadır. Böyle yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz. Şu anda HSYK'de kriz yaşanmaktadır. Adalet Bakanı ve müsteşarı Kurul toplantılarını açmamakta, katılmamakta ve çalışmaları kilitlemektedir. CMK 250 maddesine göre faaliyette bulunan savcılık ve mahkemeler ve uygulamaları kamuoyu tarafından ciddi şekilde tartışılmaktadır. Ülkenin her tarafındaki insanlar burada görülen davalarla ilişkilendirilmektedir. Emekli askerler, yazarlar, bürokratlar, sivil toplum önderleri ve bazı siyasetçiler halen içeridedirler. Bir mahkeme tutuklarken, diğeri salmakta, diğeri tekrar yakalama emri çıkarmakta, bir diğeri de kaldırmaktadır.Bir ilimizin başsavcısı terör örgütü olduğu gerekçesiyle tutuklanmakta, ancak Yargıtay daki maceralı ve ilginç süreçlerden sonra serbest kalmaktadır. Bugün hiçbir hakim,savcı ataması yapılamamaktadır.Siyasal bir güç olan Adalet Bakanının hakim ve savcı atamalarında ne hakkı vardır. Siyasal güç sistemi tıkamıştır. Adalet Bakanı Kurulu çalıştırmamakla anayasal suç işlemektedir. Bu anayasa değişikliği ve referandum süreci, yargıyı ele geçirme harekatıdır. Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu yeniden düzenlemek ve siyasal gücün etkisi altına almak amacıyla başka düzenlemeler de yapılmıştır.Bunlar süsleme maddeleridir. Oylamanın bir bütün halinde yapılması ise başlı başına bir dayatmadır.. AKP kötü niyetlidir. Evet gün gelip çatmıştır. Artık sözün bittiği yerdeyiz. "Üstünlerin hukuku değil,hukukun üstünlüğü" söylemini ağızlarından düşürmeyenlerin, ne kadar hukuktan uzak olduklarını görmekteyiz. Yurttaş sandıkta son sözü söyleyecektir. HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
COŞAR'DAN ANAYASA DEĞERLENDİRMESİ (2) ANAYASA YARGISI/ANAYASA MAHKEMESİ ANAYASA YARGISI DEMOKRASİNİN GÜVENCESİDİR * Çatışan siyasal çıkarlar üzerinde etkili olan ve negatif yasa koyucu işleviyle iktidar kullanan anayasa yargısı, bu özelliği gereği hukuki olmaktan daha çok siyasi bir organdır. Demokrasinin karşısında değil, yanındadır ve hatta çoğulcu demokrasinin güvencesidir. Yine yasama ve yürütme başta olmak üzere diğer siyasal organların rakibi veya karşıtı değil, aksine bunlarla birlikte siyasal işleyişin ve kuvvetler ayrılığının tamamlayıcı bir parçasıdır. Böyle bir demokratik işleyiş içerisinde kuvvetler ayrılığının konumlandığı ilke, kuvvetlerin birbirinden koparılması, ayrıştırılması değil, kuvvetlerin bölüşümü yoluyla siyasi iktidarın sınırlandırılması ve bu suretle iktidarın kötüye kullanılmasını engelleyecek bir denetleme ve dengeleme mekanizmasının kurulmasını sağlamaktır. Özelde anayasa yargısının, genelde yargı erkinin Batı demokrasilerindeki yeri, işlevi ve işleyiş şekli budur ve böyledir. VESAYET ORGANI MI? * Türkiye'deki bir kısım görüşler yönünden ise durum bundan farklıdır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, 1924 Anayasasından tevarüs eden ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, milletin de bu egemenliğini seçilmiş temsilcileri, yani meclis eliyle kullandığını ileri süren ve özellikle de iktidar partisi tarafından benimsenen ve savunulan görüşe göre bürokratik bir vesayet organı konumundadır. O nedenle Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı yargısal denetim meclis çoğunluğunun iradesine karşı olmakla demokratik meşruiyet ilkesine aykırıdır. YARGI ERKİ HALK EGEMENLİĞİNE DAYANIR * Burada ve yeri gelmişken işaret etmek gerekir ki, siyaset ve yargı alanındaki temsil, gerek nitelik, gerekse koşulları yönünden birbirlerinden farklıdır. Bu bağlamda siyasal temsil doğrudan seçim yoluyla gerçekleşirken, yargıda temsil, siyasal düzenin normatif temellerini ortaya çıkaran bir işlev görür. Bu işlevine bağlı olarak yargı erki de, siyasal sistemin dayandığı temele, yani halk egemenliğine dayanır. Onun için de halk adına karar verir. Şu kadar ki, mahkeme kararlarının temsil niteliği ve meşruluğu, siyasal temsilin kurallarından farklı olarak çoğunluğun görüşüne, değer yargılarına, toplum ve siyaset üzerindeki etkilerine göre değil, anayasaya uygun olup olmadığına göre değerlendirilir. O nedenle kaynağını ve meşruiyetini Anayasadan alan yargı erkinin bir parçası olan Anayasa Mahkemesi'nin bürokratik bir vesayet organı olarak kabul edilmesine ilişkin görüşler doğru olmadığı gibi, mahkemenin meşruiyetinin ve yetkisinin sorgulanması da doğru değildir. VESAYETÇİ ANLAYIŞ * Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek konusunda Cumhurbaşkanına tanınan doğrudan ve dolaylı yetkinin geniş tutulmuş olması da bizce isabetli olmamıştır. Zira Cumhurbaşkanının bu konudaki seçme yetkisi herhangi bir denetime tabi olmamakla, oluşturulan bu yapı demokratik değil, vesayetçi bir yapıdır ve bu yönüyle de 1982 Anayasasının vesayetçi anlayışından çok farklı değildir. HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU AVRUPA KONSEYİ TAVSİYESİ *Gerek Avrupa Birliği kurum ve komisyonlarının Türkiye ile ilgili olarak hazırladıkları ilerleme ve istişari ziyaret raporlarında, gerekse Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi'nin ve yine bir kısım hukukçularımızın ve siyasilerimizin görüş ve düşüncelerinde; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, parlamentodaki iktidar çoğunluğu ile yürütme erkinden bağımsızlığını güvence altına alacak ve yine yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyecek ve engelleyecek her türden olumsuzluktan uzak olacak biçimde oluşması gerektiği belirtilmekte ve bütün bunların sağlanabilmesi için de sistem için bir tehdit niteliği taşıyan Adalet Bakanlığı'nın sistem içindeki etki ve işlevinin ortadan kaldırılması, bu bağlamda Hakimlerin Bağımsızlığına Dair Avrupa Konseyi Tavsiyesi'nin 1 (2) (C) ilkesi gereğince Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda yer almamalarını sağlayacak bir düzenleme yapılması, Cumhurbaşkanı'na kurula üye atama yetkisinin verilmemesi tavsiye edilmekte ve yine meslekte henüz kariyer aşamasında bulunan, bir gelecek inşa etme kaygısında ve beklentisinde olan ve o nedenle bağımsız davranması kendilerinden çok fazla beklenilmeyen hakim ve savcıların değil de, mesleklerinin deneyimli aşamalarında olan hakim ve savcıların kurula üye olarak seçilmelerinin daha uygun olacağı hususlarına yer verilmiştir. YARGI BAĞIMSIZLIĞI ZEDELENİR * Eleştiri, tavsiye ve öneriler bu yönde olmasına karşın Anayasa'nın 149.maddesinde yapılan değişiklikler bütün bunların aksi yönünde olmuş, bu bağlamda Adalet Bakanı'nın ve müsteşarının kuruldaki doğal üyelikleri korunmuş, Adalet Müfettişleri kurula bağlanmış olmakla birlikte, kurulu temsil ile görevli ve yetkili kılınan Adalet Bakanı'nın adalet müfettişlerini görevlendirme yetkisi ortadan kaldırılmamıştır. Bize göre Anayasa'nın 149.maddesinde yapılan bu değişiklikler yargı bağımsızlığını ciddi şekilde zedeleyecek ve hatta tehdit edecek boyuttadır. * Önemli bir diğer husus, kurula atama yapma yetkisi bu kadar genişletilmiş Cumhurbaşkanlığı makamının siyasi bir aktör haline gelmesi tehlikesi ve buna bağlı olarak yıpranma olasılığının artmasıdır. * Anayasa'nın 149.maddesinde yapılan değişiklikle, kurulun meslekten çıkarma kararlarının yargı denetimine tabi tutulmuş olması her ne kadar yerinde bir değişiklik ise de, eksik ve yetersizdir. Doğrusu kurulun disipline ilişkin tüm kararlarının yargı denetimine tabi tutulmasıdır. İKİ KURUL GEREKİR * Hakimlik ve savcılık meslekleri birbirlerinde farklı olan iki ayrı meslektir. Gerek buna, gerekse silahların eşitliği ilkesi gereğince, Yüksek Kurulun, kıta Avrupa'sındaki ve dünyanın diğer demokratik ülkelerindeki uygulamalara benzer biçimde Hakimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu olarak iki ayrı yapı üzerine kurulmamış olması da bizce isabetli olmamıştır. TERÖR 16 Kasım 1937 tarihinde Cenevre'de imzalanan "Tedhişçiliğin Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme" hükmüne göre terör, bir devlete yönelik olarak toplumda korku yaratmak amacıyla gerçekleştirilen şiddet eylemleridir. Yine 1977 tarihli "Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi" hükümlerine göre, özgürlükleri yasa dışı yollarla ortadan kaldıran veya sınırlandıran, bomba, roket, ateşli silah kullanılarak gerçekleştirilen her türlü eylem terör suçudur. Devlete karşı halk, halka karşı yine halk, tartışmaya karşı inanç birliği; her türden totalitarizmin programı budur. Bu programın amacı terörü, devletin, devletin meşru güçlerinin ve halkın karşısına koymak suretiyle hukuksuz ve kaotik bir toplum kurmaktır. Güvenlik hakkını, yaşama hakkını, iç barışın sürdürülmesini, sivil özgürlükleri, yani geleneksel hukukun meşru iktidara tahsis ettiği görev ve sınırların hepsini ortadan kaldırmak için teröristler, kitlelerin dinamizmine ve ilkel şiddete başvururlar. Batman Barosu önceki başkanlarından değerli meslektaşımız Sedat Özevin ile iki yurttaşımızın mayınlı terör saldırısı sonucu vefatı da dahil olmak üzere son günlerde yaşadıklarımız bunun somut göstergesi ve geçmişte yaşananların sadece bir çeşitlemesidir. Yapılmak istenen, hedeflenen son derece açıktır ve bu, halkı karşı karşıya getirmek, kardeşi kardeşe vurdurmaktır. Terör örgütü veya arka plan düşünceli ve provakatif amaçlı birileri bunu sağlamak için gerilim yaratmak ve bunu yaygınlaştırmak istiyor. Onun için bu oyuna gelmemek, gerilimi düşürmek, bunun için de herkesin, hepimizin sakin, soğukkanlı, sağduyulu olması gerekiyor. Dahası terörü, kendilerine yol olarak seçenlere, yarattıkları korku ve uyguladıkları baskı ile kentlerde can ve mal güvenliğini ihlal etmek, çalışma hakkını engellemek suretiyle hak ve özgürlüklere müdahale edenlere, meşru dil ve yöntemleri kullanmak yerine şiddete başvuranlara karşı, Kürt olsun, Türk olsun, aynı ülkenin özgür ve eşit yurttaşları olan, birbirlerinin kültürel haklarına ve kimliklerine saygısı bulunan, bir arada ve özgürce yaşamak isteyen, aynı geleceği paylaşan herkesin, hepimizin açık tavır alması, silahlı eylemlerin, insan haklarına aykırı, demokrasi karşıtı anlayışların ve uygulamaların sona erdirilmesini talep etmesi gerekir. SİVİLLER ASKERLERİ YÖNETİR Demokrasi sivil bir yönetim biçim olmakla, demokratik hukuk devletlerinde askerler sivilleri değil, siviller askerleri yönetir. Bu bağlamda askerlerin siyasi iktidara karşı tavır almak, muhalefet yapmak gibi bir hakları yoktur. Aksine sivil yönetimin kararlarına uymak, tercihlerine saygı duymak mecburiyetleri vardır. Kuvvet Komutanları ve Genel Kurmay Başkanı dahil ordumuzun üst komuta kademesinin kimlerden oluşacağı hususu, yasa ve hukuk gereği doğrudan sivil yönetimin yetkisinde ve takdirinde olmakla, sivil yönetimin bu konuda yaptığı veya yapacağı tercihe saygı duymak, hem demokrasinin ve hem de hukukun gereğidir. MASUMİYET KARİNESİ Bununla birlikte, henüz haklarında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmayan ve o nedenle de "masumiyet karinesi" gereği masum sayılmaları gereken kimi askerlerin, yıllarca emek verdikleri, ülke savunması için yaşamlarını ortaya koydukları mesleklerinden ve mesleki yönden yükselme ve kariyer yapma hedeflerinden henüz daha iddia aşamasındaki bir dava veya soruşturma nedeniyle alıkonulmuş olmaları yargı eliyle değil, siyaset eliyle cezalandırma anlamına gelir ki, bu, hukukun en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi ilkesine açıkça aykırıdır YARGININ SİYASALLAŞMASI Bu konuda yargının siyasallaşması anlamına gelmekle endişe verici bir diğer husus da, eğer zaman yönünden talihsiz bir rastlantı değil ise, Yüksek Askeri Şura toplantısının hemen öncesinde kimi askerlerle ilgili olarak verilen yakalama kararları ve başlatılan soruşturmalardır. Bununla birlikte sevindirici olan husus, yargının yapılan itirazlar üzerine hukuken son derece tartışmalı olan bu uygulamasını hukukun öngördüğü usuller çerçevesinde düzeltmiş olmasıdır. Bu çerçevede işaret etmek gerekir ki, yargının da, askerin de siyasetle işi ve ilişkisi olamaz, olmamalıdır. Her ikisi de tarafsız olmak durumunda ve zorundadır. Bütün bu ilkelere, kurallara ve hassasiyetlere en az yargı ve asker kadar, siyaset kurumu da dikkat etmek, özen göstermek zorundadır. Barışın, güvenin, istikrarın, özgürlüğün ve demokrasinin yegane güvencesi hukuk olmakla, hepimizin en temel görevi hukuka bağlı kalmak, hukuku devletin, partinin, her türlü erkin üzerine çıkarmaktır. ****** ***** ****** HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
COŞAR'DAN ANAYASA DEĞERLENDİRMESİ(1) Türkiye Barolar Birliği yeni Başkanı Avukat Vedat Ahsen Coşar, Türkiye Barolar Birliği'nin 41.Kuruluş Yıldönümü nedeniyle bir basın açıklaması yaptı. ![]() Ahsen Coşar'ın açıklamaları,Ülkemizde son günlerin tartışılan konulara ve 12 Eylül'de referanduma sunulan Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ilişkin Yasaya açıklık getiriyor. Coşar'ın deyişiyle; gerek Avukat, gerekse Barolar ve Barolar Birliği olarak bizim kullanacağımız dil, kuşkusuz siyasi taraftarlık ruhu üzerine değil, hukuk üzerine, hukukun evrensel ilkeleri ve değerleri üzerine, anayasacılığın temel ilkeleri üzerine kurulu bir dil olacaktır. Türkiye'nin en yetkin ve seçkin bir hukuk kuruluşunun görüşlerinin çok önemli olduğunu ve kamuoyu ile paylaşılmasının yararlı olduğunu düşünüyoruz. Hüseyin Erkenci HUKUK ÜZERİNE KURULU BİR DİL Avukat olarak, Barolar ve Barolar Birliği olarak çok iyi biliyoruz ki; savunmanın bağımsız ve özgür olmadığı, yargının bağımsız, yargıcın tarafsız olmadığı, demokrasinin egemen, hukukun üstün olmadığı, birey hak ve özgürlüklerinin yeteri kadar güvence altında bulunmadığı bir ülkede avukatlık mesleğinin yapılabilmesi mümkün değildir. Duyarlı olduğumuzu ifade ettiğimiz bütün bu hususlarla, siyasi ve hukuki bir metin ve aynı zamanda üst norm olan anayasa arasında doğrudan ilişki bulunmakla, şimdilerde ülkemizin gündeminde bulunan ve referanduma sunulacak olan anayasa değişikliği üzerinde durmak, bu konudaki görüş ve düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Yapacağımız bu değerlendirmede, gerek Avukat, gerekse Barolar ve Barolar Birliği olarak bizim kullanacağımız dil, kuşkusuz siyasi taraftarlık ruhu üzerine değil, hukuk üzerine, hukukun evrensel ilkeleri ve değerleri üzerine, anayasacılığın temel ilkeleri üzerine kurulu bir dil olacaktır. ANAYASACILIĞIN ÖZÜ Anayasacılığın özünü "devletin temel örgütlenmesinin nasıl olacağı, bu bağlamda egemenliğin kullanılmasında hangi organların hangi sınırlar çerçevesinde devlet gücünü kullanacakları" hususundan daha çok, "birey hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için siyasal iktidarın sınırlandırılması" ilkesi oluşturur. O nedenle bütün modern anayasalar, devletin temel örgütlenmesinden daha çok bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alma ilkesi üzerine yoğunlaşırlar ve bu amaçla temel hak ve özgürlüklere ilişkin sınırlamaları, bu sınırlamaların da sınırını, yani temel hak ve özgürlüklerin özünü düzenlerler. ANAYASACILIK ALGISINDA YANLIŞLIK Bu husus üzerinde öncelikle ve özellikle durmamızın nedeni, ülkemizdeki anayasa ve anayasacılık algısındaki yanlışlığa vurgu yapmak içindir. Zira ülkemizde anayasa ve anayasacılık, gerek akademik ve entelektüel düzeyde, gerekse siyasetçiler nezdinde, devletin örgütlenmesini esas alan bir disiplin, siyasi ve hukuki bir metin olarak kabul görmektedir. Anayasacılığın ve anayasa hukukunun ülkemizde bu temelde anlaşılması olgusu kendisini en son yapılan anayasa değişikliklerine ilişkin 5982 sayılı kanunun öncesinde ve sonrasında da göstermiş, bu bağlamda anayasa değişiklikleri üzerine bu süreçte yapılan tüm tartışma, eleştiri ve itirazlar, yasanın temel hak ve özgürlüklere ilişkin değişikliklerinden daha çok, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na ilişkin hükümleriyle siyasi partilerin kapatılmasına yönelik maddeleri üzerinde odaklanmıştır. YENİ SİYASİ PARTİLER YASASI Oysa ki, Türkiye'nin hukuk ve demokrasi yolunda ilerleyebilmesi için önemli olmakla, temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler başta olmak üzere, Batı standartlarına uygun yeni bir anayasaya, parti içi demokrasinin kurulmasına ve işleyebilmesine olanak sağlayacak yeni bir Siyasi Partiler Yasası'na, seçim barajını kabul edilebilir bir orana indirmek suretiyle temsilde adaleti gerçekleştirecek bir Seçim Yasası'na gereksinimi vardır. Dileğimiz önümüzdeki yasama döneminde Yüce Parlamento'nun bu konular üzerine odaklanması, iktidarıyla, muhalefetiyle uyum içerisinde çalışarak gereksinim duyulan bu değişiklikleri gerçekleştirmesidir. ANAYASADA DEĞİŞİKLİK YAPAN YASAYA İLİŞKİN GÖRÜŞLER 5982 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"a yönelik itiraz ve eleştirilerimize gelince; ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ * Anayasa'nın özel hayatın gizliliğini düzenleyen 20.maddesine kişisel verilerin korunmasına ilişkin olarak eklenen fıkra her ne kadar yerinde ise de, yakın geçmişte yaşanan dinleme olayları ve görüntü kayıtları gibi özel hayatın gizliliğine yönelik saldırılar göz önüne alındığında, koruma hususunda çıkarılması öngörülen yasanın esas ve usulleriyle ilgili temel ilkelerin ve sınırların anayasal bir düzenleme ile güvenceye bağlanmamış ve yine kişisel verilerin korunmasının denetimini sağlamak üzere bağımsız bir organın kurulmamış olması, bizce etkili koruma sağlanması konusunda bir eksikliktir. TOPLU SÖZLEŞME HAKKI * Her ne kadar Anayasa'nın 53.maddesinde yapılan değişiklikle memurlara ve diğer kamu görevlilerine yerinde bir tercihle toplu iş sözleşmesi yapma hakkı sağlanmış ise de, bu hakkın grev hakkıyla desteklenmemiş olması, hak arayışında son derece etkili bir pazarlık aracını memurlardan ve kamu çalışanlarından esirgemek sonucunu doğurmakla, verilen toplu iş sözleşmesi yapma hakkını etkisiz kılmaktadır. KAMU DENETÇİLİĞİ/OMBUDSMAN * Anayasa'nın 74.maddesinde yapılan değişiklikle kamu denetçiliği/ombudsman kurumunun ihdas edilmiş olması isabetli olmakla birlikte, partiler üstü bir konuma sahip bulunması ve tarafsız olması gereken Kamu Başdenetçisi'nin nitelikli çoğunluk yerine basit çoğunlukla seçilmesinin hükme bağlanmış olması hatalıdır. YAŞ'DA YARGI DENETİMİ * Yüksek Askeri Şura kararlarının tamamının yargı denetimine tabi tutulmamış, bu bağlamda Anayasa'nın 125.maddesinde yapılan değişiklikle Yüksek Askeri Şura'nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemlerinin yargı denetimi dışında bırakılmış olmasını, bu düzenlemenin temelini oluşturan idarenin keyfi uygulamalarının önüne geçmek amacıyla bağdaştırmak mümkün değildir. ******* ****** ****** HÜSEYİN ERKENCİSIRA HSYK'da… 12.08.2010 Eskiden 20 Temmuz-6 Eylül tarihleri arasında olan adli tatil, yapılan değişiklikle birkaç yıldır 1 Ağustos-6 Eylül tarihleri arasına çekildi. Ağustos'un ortalarına gelmemize rağmen hala yaz kararnamesi çıkmadı. Kolay kolay da çıkacağa benzemiyor. Geçen dönem yine kararname krizi çıkmıştı. Önemli atamalar yapılamamıştı. Aynı sorun bu yıl da yaşanıyor.İstanbul'daki, CMK.nun 250 maddesine göre yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde devam eden Ergenekon, Kafes, Balyoz ve benzeri davalar tüm kamuoyunu ilgilendirmekte, ülkenin üst yönetimine gelmiş bir çok insan, aydın, yazar, çizer yargılanmaktadırlar. Hala en önemli görevlerde bulunan insanlar, kaçma şüphesi olmamasına rağmen haklarında yakalama kararları verilmektedir. İstanbul Mahkemelerinin; burada görev yapan savcı ve yargıçların uygulamaları ve kararları hukuk açısından sürekli tartışılmaktadır. Aynı yargı camiasından bir kısmı, onlarca kişi hakkında tutuklama kararı vermekte, bir kısmı tahliye kararı vermekte,başka bir kısmı da 102 kişi hakkında yakalama kararı vermekte, bir başkası da yakalama kararlarını kaldırmaktadır. Oysaki hukukta bu kadar garip, tartışmalı uygulamalar olamaz ve olmamalıdır. Yine bilindiği gibi Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı; CMK 250 maddeye göre yetkili yargı çevresince tutuklanmış, Yargıtay'daki duruşmalarda istenen dosyalar İstanbul-Diyarbakır -Erzurum ekseninden kurtulup bir türlü Yargıtay ilgili Ceza Dairesine ulaşamamıştır. Sonuçta Yargıtay bir üst mahkeme olarak tahliye kararı vermiştir. Hukukta; mahkemelerin verdikleri kararların hukuksal denetimi itiraz ve temyiz gibi kanun yolları ile yapılmaktadır. Yargı mensuplarının uygulamaları rutin adli teftişlerle denetlenmektedir. Yargıçların hukuka aykırı davranışlarının değerlendirileceği yer Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) dur. İktidar, Şemdinli Savcısı hakkında HSYK'nın kararından sonra Yüksek Kurulu adeta topa tutmuştur. Erzincan soruşturması ile ilgili HSYK kararı nedeniyle de yine aynı yönteme başvurmuştur. Şu anda yargının kendi içinde çıkış yolu bulması, maalesef Adalet Bakanlığının uygulamaları ve tavırları nedeniyle tıkanmıştır. Yargının bağımsızlığı siyasi erkin,elini yargının üzerinden çekmesi ile sağlanabilir. Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı HSYK içinde yer almamalıdır. Birinci koşul budur. Ama HSYK ile ilgili yapılan anayasa değişikliğinde Adalet Bakanının ve müsteşarının gücü ve yetkisi arttırılmaktadır. HSYK tamamen Adalet Bakanının kontrolu altına girmektedir. Nitekim HSYK İstanbul yargısındaki aksaklılar ile ilgili hiçbir düzenleme yapamamaktadır. Siyasal erk sistemi tıkamıştır. Böyle Yargı Bağımsızlığı olmaz.Yargıdaki atamaya ilişkin yerleşmiş uygulama ve teamüller maalesef yok edilmiştir.Siyasal erk yargıyı teslim alma harekatını sürdürmektedir. Bu pervasız gidişe mutlaka dur denilmelidir. Bunun da yolu referandumda Anayasa değişikliklerine HAYIR demektir. ****** ****** ****** HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
HAYIR !... 05.08.2010 12 Eylül'de ulusça referandum oylamasına gideceğiz. Nereden çıktı bu referandum? AKP iki dönemlik iktidar sürecinde, devletin neredeyse tüm kurumlarını birer birer teslim aldı. İdarenin neredeyse tamamı, YÖK yönetimi ve aklınıza neresi geliyorsa. Ele geçiremediği birkaç kurum ve sivil toplum kuruluşu kaldı. Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yüksek yargı ve yargının bir kesimi ve Ordu üst kademeleri. Bunun için de Anayasa'da değişiklikler yapılması gerekiyordu. Ümraniye'de ortaya çıkan silah ve bombalar ile başlayan ve adı Ergenekon olan süreç bugün, konuşan, aydın bir kesimi tamamen pasifize etmiş durumda. Kimi içeride, kimi köşesinde. İstanbul yargısı, ülkenin her tarafındaki insanları bir şekilde Ergenekon ile irtibatlandırıp, İstanbul hapishanelerine ve CMK 250. maddesine göre yetkili mahkemelere sevk etmektedir.İstanbul ve Ergenekon, adeta bir gayya kuyusudur. Ordunun üst kademedeki komutanlarının çoğu şüpheli konumundadır ve haklarında yakalama kararı vardır. Ordunun kimyası bozulmuştur. Büyük tahribat yapılmıştır. YAŞ toplantıları ve alınan kararlar ibret vericidir. Sıra, Anayasa Mahkemesi'nin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun kimyasını bozmaya gelmiştir. Uzun süredir devam eden sözlü saldırılar, bu kurumları savunma durumuna getirmiştir.Demokratikleşme adı altında getirilmek istenen değişiklikler, üye sayılarının arttırılması ve Anayasa'ya Evet denilmesi halinde başlayacak süreçte yeni üyeler eklenecek ve bu üyelerin seçimi, mevcut iktidar ve onun yandaşları tarafından yaılacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamının AKP iktidarından ayrı düşüneceğini düşünmek ve varsaymak, safdillikten başka bir şey değildir. Bu referandum, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve yüksek yargıyı, yargıyı teslim alma harekatıdır.İktidar, iki üç kurumu ele geçirmek için, yirminin üzerinde iyileştirici "Yem niteliğinde" değişikliklerde getirmiştir. Kimsenin bazı maddelere bir diyeceği yoktur. Amaç, bunları öne sürerek gerçek amacına ulaşmaktır. Diğer değişikler hakkında idarenin uygulama yapmasının, yeni yasa çıkarmasının önünde hiçbir engel yoktur. İktidar kötü niyetlidir. Maddeler tek tek referanduma sunulabilirdi. Gerçek seçim böyle yapılabilirdi. Referanduma hayır diyen siyasi partiler, topluma bu maddelerin seçimlerden sonra oluşacak parlamentoda geçirileceği sözünü vermelidir. Anayasa Mahkemesi, HSYK ile ilgili toplumsal mutabakatın sağlandığı değişiklikler yapılmalıdır.Anayasa değişiklikleri dayatmadır. Bunun için referandum, AKP iktidarının bir nevi güven oylamasıdır. Bu nedenle kırmızı kart gösterilmelidir. Yoksa bozulan ve tahrip olunan devlet yapısının onarılması, imkansız hale gelecektir. Bir de AKP Merkez İlçe başkanına bir çift sözümüz var. Siz kim oluyorsunuz da, referanduma hayır diyecekleri "APO" ile aynı çizgiye koyuyorsunuz? Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.AKP kendi seçmenine, bazı vaatler içeren maddelerden yararlanacak insanları eklemek istemektedir. 12 Eylül rejimi ile bu şekilde hesaplaşılmaz. Türk seçmeni sağduyuludur ve kuyumcu terazisi ile her şeyi tartar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. ****** ****** ****** HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
İÇKİLİ BÖLGE DÜZENLEMESİ Belediye Meclisi son oturumunda "İçkili Yer Bölgesi Tespit Yönetmeliği" ni görüşerek kabul etti.Her türlü mabet, dini kurum ve kuruluşlar ile ilgili mesafe 50 metre olarak kabul edilince; AKP yaygarayı kopardı.Buna bir kısım yandaşlar da katıldı.Yerel basında da manşetler atıldı.
İnsanların inançlarına saygıda, bizden önde kimse olamaz.
****** ****** ******
|
HÜSEYİN ERKENCİ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


