FAHRETTİN ER
KOSE - KOSE
 FAHRETTİN ER         Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız








TEKEL BİNASI MI?  KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ MU?

31.08.2010


Manisa'da  adını herkesin mutlaka ama mutlaka bildiğine emin olduğum bir bina, bir yapı var  dersem,  zannederim hemen anlarsınız bu bina neresidir diye. Bazılarınızın    VİLAYET   veya VALİLİK binası dediğini duyar gibi oluyorum ama,  bu asla doğru  değil. Neden diye sorarsanız, size bunun sebeplerini anlatayım.

VALİLİK veya VİLAYET binamız,   Osmanlının 2. meşrutiyet  sonrası   birçok vilayete yaptırdığı yapılarından birisi olup,  adeta Manisa'mızın simgesidir,  buna lafım yok. Mimari açıdan şehrimize çok büyük bir güzellik kattığı tartışmasızdır. Ama bir düşünelim,  Manisa merkezini çok iyi bilmeyen ve   adres soran birisine,   VİLAYET   binasının oradan aşağıya in,  parkı geçtiğinde sağa doğru dön diye tarif  etmeye başladığınızda,  hemen VALİ KONAĞI MI, vilayet mi? diye   ara bir soru sorabilir. Çünkü valilerimizin konut olarak kullandığı,  eski emniyet müdürlüğü arkasındaki  bahçeli, iki katlı  taş binayı da Manisalılar VALİ KONAĞI diye bildikleri için. Valilik, vilayet  ve vali konağı  terimleri arasında bir kargaşa söz konusudur.

Ama Manisa'mızda öyle bir bina var ki, hiç kimse onu karıştırmıyor  ve yerini dosdoğru bildiği için bir çok adres tarifini   bu binaya göre yapıyor. Bu sebepten dolayı  bu bina, bana göre Manisa'nın en çok bilinen binasıdır. Hemen aklınıza,  bu bina  bir camidir diye düşünüp,  olsa olsa Mimar Sinan'ın  Ege Bölgesindeki tek ve  hayatta iken yaptığı son  eser olarak bilinen Muradiye  Camii  gelmesin. Çünkü bir çok Manisalı,    karşısındaki Sultan Camii ile Muradiye Camiini  çoğu zaman karıştırır. O halde o bina  bu bina da olmadığına göre hangisidir diye soracak olursanız , Manisalılar'ın neredeyse tamamının eksiksiz ve doğru bildiği bu bina, hiç şüphesiz BEYAZ FİL  binasıdır. Kadın, erkek, çoluk, çocuk, yaşlısı, genci bu binayı mutlaka bilir ve  bilmek zorundadır. Bilmezseniz,   koordinatlarınız Manisa'da eksik kalır.

Hiç düşündünüz mü bu binaya niçin BEYAZ  FİL denildiğini?

Bir gün  Manisa'ya   Celal Bayar  Tıp Fakültesi'ne   kayıt yaptırmak için, babası benim İstanbul'da  Fen Fakültesi  yıllarımda sınıf arkadaşım olan bir delikanlı geldi. Babası  beni  aradı  oğluna yardımcı olmam için.   Telefonda buluşma yeri olarak delikanlıya, 'Otobüsten in, falanca minibüse bin ve   BEYAZ FİL'e en yakın yerde in  ve BEYAZ FİL' in  önünde   bekle,'  seni orada bulurum diye tarif ettim. Şöyle böyle   bir saat kadar vakit geçti, delikanlı beni telefon ile aradı 'Fahrettin amca,  ben sizin dediğiniz gibi minibüsten BEYAZFİL  diye indim ama, etrafta her yeri aradım, BEYAZ bir FİL heykeli bulamadım.  Etrafa sordum burada bir binayı gösterdiler, oraya geldim ve sizi orada bekliyorum ama, yine etrafta fil ile alakalı bir şey yok' dedi.

O  zamana kadar  Manisalılar'ın, dolayısı ile kendimin de bu binaya niçin BEYAZ FİL dediğimi hiç düşünmemiştim. Sonra düşündüm, sordum, araştırdım ama, doğru dürüst hiçbir bilgiye rastlamadım. Tahminim,   binayı  çepeçevre saran,   adeta taşıyor hissini veren çok sayıda  uzun  kalın   sütunlarının, konumu  ve mimari tarzı ile  filin ayaklarına,   binanın gövdesini de filin  gövdesine benzetmeden dolayı, yandan bakılırsa fili gerçekten anımsatıyor bu binanın duruşu. Renginin de yapıldığından beri beyaz olmasından, BEYAZFİL olarak  adlandırıldığını sanıyorum. Bu binada şu anda SGKvar ama, hiç kimse SGK binası demiyor. Hatta  SGK'lılar bile kendisini tarif ederken, BEYAZFİL diye tarif ediyor. Bu adlandırma konusunda  daha doğru tahmini olan veya somut bilgisi olan varsa, hemen bu yazıyı düzeltmeye razıyım. Demek istediğim, kelimeler ve isimlendirmeler, kolay kolay  değiştirilemiyor.


Karaköy'de  KIRMIZI KÖPRÜ diye  çoğumuzun bildiği yer de aynı şekilde. Şu an tam anlamıyla bir köprü değil ama, halk burasını hep KIRMIZI  KÖPRÜ olarak bilmek istiyor. Geçtiğimiz yıllarda bu alanda bulunan kırmızı korkuluklar yıkılınca halk  neredeyse isyan etti ve yıkımı yapan belediye, aynısını tekrar yaptı. Ben de bu yıkımı çok şiddetli protesto etmiştim

Gelelim tekel binası meselesine

Biliyorsunuz bu binamız da şehrimizin nadir olarak ayakta kalmış eski tarihi ve estetik binalarından birisidir. Geçtiğimiz yıllarda  tekel  kurumunun özelleştirilmesi ile,  bu bina kurumlar arasında el değiştirerek,  Manisa Valiliği'nce  İl Kültür Müdürlüğü Binası olarak kullanılmak üzere  şehrimize kazandırılmıştır. Emeği geçen herkese sonsuz minnet duyduğumu belirtmek isterim. Kültür Müdürlüğü  için bundan daha güzel bir bina düşünülemez ve bulunamazdı. Bugünlerde   iyi bir restorasyon ile  aslına döndürüldü  ve yenilendi. Alt katında Kent Müzesi ve benzeri tanıtım salonları,  üst katında ise idari  büroların bulunacağı bir  binaya dönüştürüldü. Bu konuda çok gayretli olan Kültür Müdürümüz Erdinç Karaköse'nin  emeklerini unutmamak lazım.

Benim merak ettiğim, halkımız buraya bundan sonra hala TEKEL  BİNASI mı, yoksa  yeni adı ile KÜLTÜR MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI  mı diyeceğidir. Ne derse desin ne önemi var diyemeyiz. Halkımız burayı TEKEL BİNASI olarak adlandırmaya devam ederse, burada yapılacak olan kültürel faaliyetlere  müşteri bulmayız, halkın ayağı alışmaz. Şuur altında TEKEL BİNASI olan bir yer  ve bu kelime kültürü ve kültürel faaliyetleri çağrıştırmadığı için, halkımızın buraya  KÜLTÜR  MÜDÜRLÜĞÜ BİNASI olarak kolay kolay alışamayacağı kanaatindeyim.

Ama  benim çok sihirli bir formülüm var, bu binanın  çok hızlı olarak  KÜLTÜR ve KÜLTÜRLE  İLGİLİ   bir bina  olduğunun  halk tarafından öğrenilmesi ve kavranılması için.


CEVABI  BİR SONRAKİ YAZIDA YAZACAĞIM.
SİZ DE  BANA ÇOK HAK VERCEKSİNİZ.

                                               *          *          *


Manisamız'ın güzide insanı Ahmet Kurşun Beyefendi'nin vefatından dolayı, ailesi ve tüm Manisalılar'a başsağlığı diliyorum. 






                                              *****     *****    *****







FAHRETTİN ER                    Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız    




KÜLAHTAŞ    RIZA     BEY  KİMDİR?

11.08.2010




Millet  olarak  hafızası  silinmiş bir milletiz dersem, sakın alınmayınız. Zira  ben de bu milletin bir ferdiyim.

Bu günkü yazımın  başlığını okuyanlar arasında  çok az insanın kafasında  bir şeyler canlanacaktır. Bu  ismini yazıya verdiğim şahıs, Manisa'nın  1928 ile 1930 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapmış olan  KÜLAHTAŞ RIZA BEY'dir.

Kendisinin hatırası ile bir tevafuk (tesadüf değil)  sonucu tanıştım. Hastam olan 82 yaşındaki çok sevimli, çok becerikli, çok zeki, çok akıllı, çok görgülü, akli melekeleri hiç zaafa uğramamış bir hanımefendinin, bir hacı teyzenin onun  gelini olması, benim KÜLAHTAŞ RIZA BEY  hakkında  bilgi sahibi olmama sebep oldu. Bu ismi daha evvel hiç duymamıştım. Hemen Google'dan girdim, baktım hakkında  ne bilgileri var diye,  ne yazık ki hiçbir bilgi bulamadım, Kenthaber sitesindeki  Manisa Belediye Başkanları sıralamasının yer aldığı listedekinden başka.

Şimdi sizlerle, Cumhuriyet'in ilk yıllarında  Manisamı'za 3 yıl belediye başkanlığı yapmış  KÜLAHTAŞ RIZA BEY ile ilgili öğrendiklerimi paylaşacağım. Bu arada, hiçbir yerde olmayan fotoğrafları da, hatta Manisa Belediye Başkanlığı odasındaki ve masasındaki fotoğrafı da ve üstüne üstelik Belediye Başkanlığı makam elbiseleri de bendedir .

Külahtaş Rıza Bey'in ailesi  aslen bir tarafı Arap olup, Suriye güneyinden buralara çalışmak  için gelmiş iki kardeşten Ahmet Bey'in  iki çocuğundan birisidir. Külahtaş Rıza Bey'in ayrıca İbrahim isimli bir kardeşi daha vardır. Babası çiftçilik yapan Külahtaş Rıza Bey, o devre göre çok zor olabilecek üniversite eğitimi alır,  hem de eczacılık eğitimi ve Manisa'nın ilk eczacılarından olur.

Manisa'nın diğer çok önemli aristokrat yani muteber ve eşraf ailesi olan Hafız Tavfik'in (mezarı Alaybey Bayraklı Camii bahçesindedir) kızı Mürşide Hanım ile evlenir. Külahtaş Rıza Bey'lerin konakları  bugünkü Necati Bay İlköğretim okulunun oradan başlayıp  Borsa Kahvesi'nin karşı köşesinde bulunan  zemin katında karpuzcunun olduğu  eski Manisa Evi'nin olduğu yerde bitiyor. Bu dev arazi  üzerinde çok sayıda ahır ve hizmetçi evleri de, hatta özel taş yapı kubbeli bir hamamı bile  bulunan bir kompleks imiş burası zamanında.  Tabii  yunan işgalinde hepsi yanmış .Rıza Bey, zamanında eczacılık da yapmış.  Bununla ilgili çok sayıda doküman ve belge de var elimde. Külahtaş Rıza Bey ve Mürşide Hanım'ın  Ekrem ismini verdikleri  bir  oğullarından başka çocukları olmaz. Ama Ekrem Bey de  babası gibi çok iyi bir eğitim alır. İstanbul'da Robert Kolej'de okur,  sinemacı Köse Halit ve Dr. Ahmet Kasımoğlu ile beraber (üçünün çekilmiş kolej fotoğrafı bendedir).

Rıza  Bey çok sosyal bir insandır ve fakir babasıdır. Sağlığında evinde devamlı  yetim ve öksüz çocuklar bakılıp büyütülür. Bunlar daha sonra evlendirilip gelin edilirmiş.  Benim öğrendiğim, Hafız Tevfik'in kızı Mürşide Hanım'ın sekiz öksüz kızı büyütüp  gelin ettiği şeklindedir, bunların isimleri de bende kayıtlıdır.

KÜLAHTAŞ RIZA BEY, hakkında biyografi çalışması yapılacak önemli şahıslardan birisidir. Bu konuda Celal Bayar Üniversitesi'nin ilgili bölümleri  çalışma ve yüksek lisans tezi yapmak isterlerse, buna hazırım. Bu yazının, Külahtaş Rız Bey hakkında ilk kayıt olmaması dileği ile.

Külahtaş Rıza Bey'in mezarı  nerede mi?  Mezarlığa (ilk mezarlığa) girerken sağda duvar dibindedir. Uğrarsanız Fatiha okuyunuz.      




                                          ******         ******        ******



FAHRETTİN ER                Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız




DERGİLER ve DERNEKLER  ARTARSA  İHTİLAL YAKINDIR
03.08.2010



Bir  söz duymuştum   üniversite yıllarımın ilk yıllarında,  İstanbul'da  dinleyici olarak katıldığım bir konferansın konuşmacısından: "Dergiler ve Dernekler Artarsa  İhtilal Yakındır " diye.

Bu söz  gerçekten doğrudur.  Ülkemizde   demokrasinin kesintiye uğradığı, rafa kaldırıldığı,  daha doğrusu  demokrasinin zorla iptal edildiği, rafa  değil   demokrasinin dehlizlere  konulduğu  askeriyenin yani ordunun 35. maddeye dayanarak  ihtilal yaptığı   dönemlerde, hep dergiler  ve dernekler  ilk önce kapatılmıştır.

Bundan dolayıdır ki,  halkımızın bir çoğunda dernek, vakıf kurucusu olmaya  ya da  kurulmuş olanlara üye olmaya karşı, hep bir soğukluk vardır. Bunun arkasında yatan sebep, hep  bu kötü uygulamalar,  dernek üyesi olduğu için nezarette geçirilen günler, yargılamalar, sorgulamalar, tutuklanmalar olsa gerekir, diye düşünüyorum. Dernekler, vakıflar,  daha çok  kamuya yararlı olmak için  yani üçüncü şahıslara yararlı olmak için kurulmuşlardır ve çalışanlar da bu amaçla çalışırlar.

Bu yüzden  bu dernek ve vakıf sektörüne  bugün modern anlamda  ÜÇÜNCÜ  SEKTÖR   ya da   kısaca STK denilir.

Ülkemiz  üçüncü sektör bakımından ne yazık ki çok çok gerilerdedir. Nüfusu 9 milyon olan İsveç'te 190 bin, 55 milyon nüfuslu Fransa'da 800 bin, Amerika'nın 300 milyon nüfusuna karşılık  1 milyon 700 bin  dernek ve vakıf yani STK  varken, ülkemizde  70 milyon nüfusa karşılık 82 bin vakıf ve dernek  yani STK vardır.

Hatta inanmayacaksınız ama,  dünyanın en fakir ülkelerinden olan Bangladeş'te bile bizdekinden daha çok STK'nın var  olduğunu bilelim.

1973 yılında fakir Bangladeşliler'e destek olmak için kurulan  bir STK olan ve kısa adı BRAC olan  kuruluşun   bugünkü ulaştığı toplam büyüklük ülkemizdeki toplam STK'lardan bile büyüktür.

İşte size BRAC'tan bazı ayrıntılar

- Asya ve Afrika'da 110 milyon insana  yardımı yapıyor.
- 52 bin profesyonel çalışanı var
-Her yıl 5 milyon insana mikro kredi veriyor .
-Bir üniversitesi ve bir bankası var
-Günde 2 milyon kişiye sağlık yardımı yapıyor
-1,5 milyon çocuğa eğitim vermekte

Günümüzde 7 bin civarında vakıf bulunurken bu rakam Osmanlı'da 30 bin civarında idi .1990'lara  kadar   Askeri vesayet ve siyasi  ideolojilerin baskısı altında olan STK anlayışı, artık  bu vesayet ve ideolojilerden korkmadığını,  korkmaması gerektiğini bana göre anladı  ve bunun gereğini yapmakta çok sayıda vakıf ve dernek kurmaktadır.

Son zamanlarda eskiden Emniyet müdürlükleri içinde olan Dernekler Masasının, ki görevlileri  resmi elbiseli  ve nispeten buna bağlı asık yüzlü olan  konumdan bugün sivil ve sıcak yüzlü  İl Dernekler Müdürlüğü   şeklinde olmasının payı  da çok büyüktür .

Bu yazıyı niçin mi yazdım ?

Manisamız'da  ROMAN KÜLTÜRÜ  DERNEĞİ' nin kurulduğunu öğrendiğim için. Bu  derneğin  kurulmasına bir kere çok sevindim, gönülden destekliyorum .Ülkemizde  demokrasinin ve çok sesliliğin yerleşmesinde çok anlamlı olduğuna inanıyorum.Bana göre  demokrasinin bile sigortası, garantisi diyebilirim ROMAN KARDEŞLERİM.

Bu kardeşlerimin kendilerine güven gelmiş demektir. Siz de bu ülkenin zencisi ve fotokopisi değilsiniz, asli bir unsurusunuz. Tıpkı Türkler, Kürtler, Laz ,Çerkez v.b gibi .

 DERNEKLERİ  ARTTIRALIM 
DEMOKRASİYİ GARANTİYE ALALIM
ÖRGÜTLÜ TOPLUM DAYATMALARA BOYUN EĞMEZ

  Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız




                                              ******     ******       *****

FAHRETTİN ER                Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız





MANİSA  BELEDİYESİ ve ÇINAR AĞAÇLARI28.07.2010




 
Çınar  ağaçlarını hep çok sevmişimdir. Bunun sebebi çok uzun yaşamalarından  olabilir belki. Büyük bir çınar ağacının yanına vardığımda  sanki bana  eski zamanlardan  atalarımdan ecdadımdan bir şeyler fısıldıyormuş gibi gelir. Düşünsenize bir defa,  Ulu Camii'nin yanına  gittiğinizde  o ulu çınarların  verdiği huzur ve mutluluğun neden olduğunu sanıyorsunuz? Prof.Dr.Yasin Altan hocanın tespitine göre 350-400 yaşlarında olan o ulu camii çınarları III.Murat 'ın III.Mehmet'in şehzadeliğine şahitlik etmiş, İmparatorluluğumuzun en güçlü devirlerinin tek canlı şahitleri olduğu için  bize Barbaros'lardan, Mimar Sinan'lardan, Hızır Reis'lerden, İbrahim Çelebi'lerden haber verdiği için, bunları  ruhumuza fısıldadığı için o çınarların altını çok seviyoruz.

Çınar bizim kültürümüzün sembolü olan bir ağaçtır. Osman Gazi'nin rüyasında göğsünden çıkıp üç kıtaya dal budak veren ağaçta çınar ağacı idi. Bugün Bursa'nın yamaçlarında bulunan 700  yaşında olduğu tespit edilen   ünlü İNKAYA  Çınarı da Osman Gazi tarafından dikildiği rivayet edilir. Çınar bir tarihtir ve tarihe şahitlik eden ağaçtır. Çınar ağacı ekenler de tarihe geçmiş olur en azından çınar ağacı ekenleri veya ektirenleri gelecek nesillere  şahitlikleri ile aktarmış olurlar. Çınar bu toprakların ağacıdır iklimine de son derece uyumludur. Dallarına kuşlar yuva yapar, yaşlanan daları da  budanır odun olur, her yönü ile faydalı bir ağaçtır.

Hep  Manisa'nın da çınarlar ile donatılmasını arzu etmiştim. Eski Belediye Başkanımız Bülent Kar zamanında temelde  gönüllülük esasına göre  kültür ve sanat işlerinde yardımcı olmak için zaman zaman  Belediye'de  toplantılara katılır fikrimi söylediğim olurdu.O zaman da  şehirde ağaçlandırma yapılırken özellikle çınar ağaçlarının tercih edilmemesine çok üzülür bu konuya çok içerlerdim . Konunun yetkilisi olan Park Bahçe birimindeki görevlilere ve peyzaj mimarlarına da bunu sorduğumda, çınar ağaçlarının kanalizasyonları çok tıkadığı için modern şehircilikte tercih edilmediğini, konunun allame-i  cihanı edası ile beni fikir beyan edip beni sustururlardı. Oysa Paris'te, Londra'da bulunan çınar ağaçlarını  görseniz aklınızı kaçırırsınız. Adeta çınar ormanı tarzında şehir içleri ağaçlandırılmış  çınarlar küp , dikdörtgen prizması  tarzında şekil şekil budanıp biçim verilmiş ve şehre çok ayrı bir hava katmış. Özellikle Paris'in ünlü caddesi Şanzelize  caddesinde her bir tarafta en az 4 sıra çınar ağacı  kilometrelerce uzanıyor. Acaba diyorum  Paris ve Londra  gibi şehirlerde kanalizasyon mu yok, yoksa   o şehirlerdeki çınarlar  kanalizasyonlara  girmeyen bir özelliği mi var. Hatta çok ünlü bir çınar cinsinin adının da "Londra çınarı" olduğunu unutmayalım. Bunun sağcı ve solcu olmakla da alakası yok.  Hatırlayalım, Deniz Baykal CHP Genel Başkanı olarak Bosna Hersek'e yaptığı gezilerin birinde  Saray Bosna'daki parklardan birine ülkemizden çınar fidanı götürüp dikmiş, genç kızlara da yaşmak dağıtmıştı.

Manisamız'ın şu anki Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün Beyefendi  seçimi kazandıktan sonra kendisini tebrik için üyesi ve yöneticisi  olduğum dernekler adına bir grup  dr arkadaşım ile  beraber  hayırlı olsun demek için ziyaret etmek istedim, özel kaleme gidip durumu ilettim, hatta biraz bekledim,   bana  'Şu an çok kalabalık. Biz sizi daha sonra ararız' dediler. Hatta not almadıkları için 'Not alsanız, yazmadınız unutursunuz' dedim ama not alınıp alınmadığını bilmiyorum. Bir yıldan fazla zaman oldu ama hala geri dönen olmadı. Anladım ki Başkan görüşmek istemiyor, olabilir,buna şaşırmadım ve kırılmadım da açıkçası. Bazı resmi  ve özel topluluk ve törenlerde karşılaştığımız zaman el sıkışıyoruz o kadar. Cengiz Ergün Bey'i  daha önceden şahsen tanımam ama, bir-iki ortak dostum sayesinde ( Fikret Taşcı,Mustafa Gürcan,İsmail Kadıoğlu, Gürhan Onat) duyduklarım ile  israfa çok karşı olduğunu devletin bir kuruşunun peşine düşebilecek yapısının olduğunu  gibi karekterlerini öğrenmiştim. Belediye başkanı olduğundan bu yana yaptığı işler ile ilgili  ise esip gürledikleri kadar yağmadıklarını gördüm. Belki kalan zamanda çok iş yaparlar da Manisamız'a hizmet ederler .

Ama  ben Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün tarihe geçeceğini ve ileride yüzyıllar sonra bile  hatırlanacağına  eminim. Çünkü Manisamız'ın her sokak ve caddesine boyları 5-6 metre olan ve Muradiye  Orman Fidanlığı'nca yetiştirilen   yüzlerce  belki binlerce  çınar ağaçlarını  ektiğini ektirdiğini görüyorum ve şahit oluyorum bu beni çok sevindiriyor. Çok değil 3-5 sene sonra Manisamız  bu günkünden çok daha yeşil olacak   Bu  konuda sizi destekliyor ve tebrik ediyorum .

Sizden  bir konuda daha bütün eski uygulamaları yıkacak bir karar bekliyorum. Malum Manisamız'ın  cadde ve sokaklarında  hiçbir şehirde olamayacak kadar dut ağaçları var her sonbaharda belediyenin park bahçe yetkililerince bunlar   ellerinde motorlu testereler ile  adeta kökten budanaraktan ağaçların şekli şemali bozulmakta . Gövdeleri  budama yanlışlığına bağlı olarak yumru yumru olan  kanserleşmiş ağaçlarla dolu Manisa sokakları. Bu budama konusunda da  park ve bahçe personelini eğitir ve ya bu konuda irade sergilerseniz, Manisamız'ın yeşilliği bir kat daha artacak ve bekli de sokak ve parklarında sincapların koşuştuğu başka şehirlere benzeyeceğiz.

Hatta Laleli  Lale Meydanı'ndan başlayıp  Kenan Evren Sanayi Sitesi'nin altından uzayıp giden  Mehmet Akif Ersoy Bulvarı'na   yıllar önce palmiye ekilmiştir. Palmiyeler gölgesi olmayan, kerestesi, odunu, çiçeği olmayan kuşların yuva yapmadığı bir ağaç türü olup daha çok dekor maksatlıdır ama,  bu bulvara palmiyelerin arasına çınar ektirirseniz çok değil üç yıl sonra  burası Spil'den bile  görülebilen  çınarlı gölgeli bir yol olacaktır. Aynı şekilde Mimar Sinan Bulvarı'na da çam ve serviler arasına ektireceğiniz çınarlar çok yakışacaktır. Çınar,  Manisa gibi şehzadeler şehrinin  adeta ziyneti ve takısı gibidir. 


                                   ******      ******          ******




FAHRETTİN ER         Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

SEYİR YERİNDEN  MANİSA'YI SEYREDİYORUM GÖZLERİM KAPALI
20.07.2010


Manisalılar'ın çoğunun bildiği bir yer vardır. Manisa'dan at alanı yaylasına, yani Spil Dağı'nın tepesine doğru çıkarken, 8-10 km sonra  yol  bir tepenin üzerinden  kıvrılırken öyle bir noktaya gelir ki, tüm Manisa ayaklarınızın altındadır, etrafta da bir iki bank ve oturma grubuna benzer bir şeyler ve  yolun solunda da aktığını hiç görmediğim bir çeşme var. Eskiden burada 'Seyir yeri' yazardı,   hem bir levha halinde, hem de taşlarla yamaca yazılıp beyaza boyanmış olarak. Bu taşlarla yazan yazıyı taa Manisa'dan bile, iyi gören bir göz okuyabilirdi, zaten de bu amaçla, okunsun diye yazının boyu bir hayli büyük tutulmuştu.

Her Spil'e  veya Sultan Yaylası'na çıkışımda,  burada durup şehri seyretmek geliyor içimden. Aslında eskiden daha çok seyrediyordum  ama, artık dayanamıyorum seyretmeye, hatta seyrederken içim bulanıyor. Neden mi dayanamıyorum,  neden mi içim bulanıyor, anlatayım.Manisa gibi dağın eteğine kurulmuş bir çok şehirde,  aynı bizdeki gibi,  şehrin en iyi seyredilip görüldüğü noktalara "seyir noktaları"," seyir terasları" hatta "seyir  kafeteryaları" ve "seyir restoranları" yapılmıştır. Kırgızistan'ın başkenti  Bişkek'te böyle bir teras noktasında  kendisi de Manisalı olan ve Bişkek askeri ateşeliğin de görevli muvazzaf bir subay  ile   orada tanışmıştım ve seyrine doyum olmayan yeşillikler içinde, düzenli caddeleri  anıtsal mimarideki hipodrom, sirk, tiyatro, kütüphane, Üniversite, Belediye binalarını  oradan seyretmiş ve beraber çaylarımızı,  Kırgız piyaleleri (fincan)  içinde içmiştik.

Yine Makedonya'nın başkenti olan, Yahya Kemal'in serin serviler altında yatan annesi Ayşe Hanım'ın şehrinde  Üsküp'te   de,  şehrin arkasındaki  sık ormanlarla kaplı dağın yamacında seyir noktasında mola vermiş, çok hoşumuza gittiği için orada bulunan bir otelde o geceyi geçirmiştik. Vardar nehrinin üzerinde kurulu bulunan bir gerdanlık görünümündeki  tarihi Osmanlı taş köprülerini, Eski Üsküp'ü,  Muradiye'yi, İsa Bey'i, yangın kulesini, Abdülhamid'in Balkanlar'dan haberleşmeyi önemsemesinin en önemli göstergesi olan tarihi postane ve telgrafhane binasını, kubbeli Ortodoks ve sivri çatılı Katolik kiliselerini hep o terastan seyretmiştik. Aynı şekilde, Mostar Köprüsü'nü de bir terastan seyretmeye doyamamıştım.

Peki  düz alanlara, ovalara kurulmuş şehirlerde bu nasıl yapılıyordu? Bunun da  çözümünü  o şehirler, kuleler ileyapmışlar. Paris  düz bir ovada kurulu şehir olup, en yüksek  tepesi, suni bir tepe olan (sacre coure )80- 100  metrelik  bir tepeden ibarettir. Ama  şehri seyrettirmek için   Eiffel  kulesi gibi bir kule, montparnas binası gibi bir gökdelen ile şehirlerini seyrettirirler size Fransızlar. Aynı şekilde, Hollanda'nın Rotterdam şehrinde de    o bataklıklara içine kurdukları,  hatta denizden bile çukur olan bu şehri nasıl güzellikler ile donatıp mimari şaheserler yaptıklarını göstermek için, hiçbir tepe olmadığı için,  Euro star adında dev bir kule yapmışlar ve şehri size seyrettirip hayran bırakıyorlar.

Gelelim bizim seyir tepesine veya seyir yerine... Oradan bakınca neyi göstermek istiyorsunuz veya neyi görmek istiyorsunuz? Tarihin bu en eski ve en güzel şehirlerinden birisi olan,  Osmanlı'nın altı şehzadesini  yetiştiren, Topkapı sarayından sonra en önemli saraylardan birisi olan Saray-ı  Amire'yi barındıran, yüzlerce binlerce tarihi esere ev sahipliği yapan bu şehri ne hale getirdik diye göstermek için mi,  orasının adını "SEYİR YERİ " olarak düzenlediniz  EY YETKİLİLER? Şehri  mimari açıdan nasıl katlettiğinizi,  nasıl beton ve kiremit yığını haline getirdiğinizi, cadde ve sokaklarını iki arabanın yan yana geçemeyeceği kadar dar tuttuğunuzu. derelerin üzerini hiç  bir standart gözetmeden  kapatarak, güya güzellik yaptığınızı mı  göstermek mi  istiyorsunuz? Bir gün o dereler sizlerden öcünü alacaktır.

Merak ediyorum,  o derelerin içine girilip hiç temizlenebiliyor mu? Devlet Su İşleri bunların kapatılmasına karşı çıktığı halde, kapatma yerine niçin çevresini düzenleyip güzelleştirmediniz?

Bu konuda Gaziantep çok güzel uygulamalar yapmış bir ilimizdir, gidip görebilirsiniz. İmar planlarını yaparken, sokakları niçin eğri büğrü yaptınız? Modern şehirciliğin neresinde çıkmaz sokaklar vardır, söyleyin Allah aşkına.Bu şehre kazandırdığınız hangi anıtsal bina var. Nerede  modern belediye binanız? Hani kütüphane binalarınız? Hani üniversite binalarınız, stadyumlarınız. Camiler yapıyorsunuz Mısır piramitleri gibi.

Neyse ki,  benim bir çözüm önerim var:

Mertçe,  o seyir yerine  bir levha asalım

"BURASI MANİSA'YI SEYRETMEME YERİDİR" diye.

Hatta gerekirse, seyretmek isteyenleri  engelleyecek bariyerler, duvarlar yapalım kendi ayıbımızı örtmek için.

Ey şehrin eski ve yeni idarecileri,  yeni nesiller önünüze geçip  şunu mu sormasını istiyorsunuz:

"SİZ HİÇ YURT DIŞINA ÇIKMADINIZ MI?  ORADAKİ ŞEHİRLERİN NASIL İMAR EDİLDİKLERİNİ GÖRMEDİNİZ Mİ?"

    Bu eleştirilerim ile hiç kimseyi incitmek istemiyorum, amacım Manisa'ya hizmet etmek . 

   
Hala  bu şehri  çok  şeviyorum, bunca kötü imarına rağmen, kiremit ve beton yığını olmasına rağmen.  


                                   ******        ******             ******







  FAHRETTİN ER          Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

YENİDEN  MERHABA  MANİSA
13.07.2010

  Uzun bir aradan sonra  Merhaba Manisalılar, Merhaba Flipinler'den, Japonya'dan, Amerika'dan, Fransa'dan, Almanya'dan, Gürcistan'dan  bana e mail ile ulaşan ve  çoğunluğu Manisalı  veya  hayatlarının bir döneminde Manisa'da  okumuş, Manisa'da askerlik yapmış ya da Manisalı birisi ile evlenmiş olan Manisa sevdalıları. Biliyorsunuz uzun bir süredir HEZARFEN adlı Manisa Haber gazetesindeki köşeme yazılar yazamıyordum. Gerçekten yazamadığım için ara  vermiştim. Ama  okumak nasıl bir ihtiyaç ise, yazmak ta  ondan kalır bir yanı olmayan bir ihtiyaçmış meğer. Herneyse, bundan sonra ara vermeden yazmak istiyorum. Bana  yazılarımla ilgili  uyarı, tenkit veya teşekkür etmek için,   Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız   adresinden  veya kendime ait olan Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız adresindeki siteme  mail bırakarak ulaşabilirsiniz

.
Bu arada şunu belirteyim, yazamadığım dönemde, çok sayıdaki ülkelere seyahatlerim oldu. Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde, neredeyse Anadolu insanının yaşadığı her şehir ve kasabada, yaklaşık 250  yerde, bazen çok kalabalık  topluluklara, bazen Belçika'nın Anvers şehrinde olduğu gibi,  o şehrin en büyük salonlarında, arenalarında, 3-4 bin kişilik kalabalıklara,  neredeyse   tüm Manisalılar'ın bildiği ve sahip çıktığı  bir grup doktor arkadaşımız ile başladığımız ANADOLU'DAN  AFRİKA'YA  ŞEFKAT ELİ adlı  insani  ve tıbbi yardım amaçlı sağlık projemiz ile ilgili  konferanslar vermek için  gittim.  İki defa da Amerika Birleşik Devletleri'ne gittim.  Bir defasında Boston Üniversitesi, diğerinde de Fearly Dıkonsen Üniversitesi'nde okuyan, ülkemizden oralara gidip o üniversitede okuyan, yüksek lisans veya master yapan  bizim insanımızın kurduğu öğrenci klüplerinin daveti üzerine gittim.

Avrupa  ülkelerine ise daha çok, işçilerimizin kurduğu  dernek, vakıf, spor klubü, ortak ticaret odalarının konsolosluklar ile işbirliği çerçevesinde   yapılan  davetler şeklinde gittim ve yaklaşık iki pasaportu doldurdum. Bu seyahatlerim esnasında şunu farkettim; yurt dışında  yaşayan Manisalılar'ın  neredeyse tamamının,  Manisa Haber gazetesini internetten çok ciddi takip edip,  izlediklerini  bizzatihi dinledim ve şahit oldum ve  bana bunun dışında, Web sitem vasıtası ile çok sayıda  yazmam konusunda ileti aldığım için, girişteki uluslararası selamı verdim. Sık ve çok yapılan dış seyahatler,  iklim ve zaman dilimi farklılığından dolayı, insanda  kronik bir yorgunluğa sebep oluyor. Ben de  bu kronik yorgunluğu fazlasıyla hissettim. Ama dinlendim,  çok  miktarda  malzeme biriktirdim yazmak için,  bundan sonra bunları  yazacağım sizlerle paylaşacağım  sevgili Manisalılar.Bir de şunu fark ettim; bu seyahatlerimde ben Manisa'yı çok sevdiğimi söylüyordum  herkese ama, bu doğru değilmiş. Ben Manisa'yı meğer, aşk derecesinde seviyormuşum

.
Birçoğunuz biliyorsunuz,  Kültür ve Turizm  Bakanlığı'ndan kolleksiyoner belgem olduğunu. Manisa ile ilgili çeşitli objeler topladığımı. Bu arada da çok sayıda Manisa ile ilgili fotoğrafa, mektuba, belgeye, hatırata, eşyaya ulaştım. Elimdeki eşyalar ile bir değil, iki Manisa evi açacak kadar malzeme biriktirdim  diyebilirim.Manisa evi demişken, Valiliğin yakın ilgisi ile, eski Bağkur binasının arkasında metruk yıkık ve yanık, harabe halde, üç katlı bir bina vardı,  halk arasındakı adı Hıdıroğlu  Konağı olarak anılan bina  Valiliğimizce onarılmaktadır. Ondan fazla odası olan bu binanın onarılması çok  güzel bir şey olup,  duyduğuma göre tarihi bir mekan olarak düzenlenecekmiş,   buna çok sevindim. Bu  binanın restorasyon projesi yapılırken,  restütisyon için eski hali gösteren fotoğraf ihtiyacı olmuştu  projeyi yapan firmaya,  o zaman da Hıdıroğlu Konağı'nın üç eski fotoğrafını vermiştim, bu da bana fazlasıyla mutluluk vermiştir.

Bunlar  Manisamız için yapılan çok güzel hizmetler, Allah tüm emeği geçenlerden azı olsun.
İnşallah değişik konularda buluşmak dileği ile sevgilerle.  

 

 
Ulti Clocks content

Döviz Bilgileri

- Alış 1.4994 TL
- Satış 1.5066 TL
- Alış 1.9241 TL
- Satış 1.9334 TL
TCMB Günlük Döviz Kurları

Anketler

Günlük yaşamınızda aşağıdakilerden hangisinden vazgeçemezsiniz?