| BURHAN KURTOĞLU |
| KOSE - KOSE | |||
|
MARKETLERİ DOMUZLAR TALAN EDİYOR 02.09.2010 Ülkemizde hayvan hakları diye tutturduk gidiyoruz. Ben de hayvanları çok seviyorum. Kedilere, köpeklere karşı bilhassa acımam, korumam, sevmem en üst seviyededir. Onları sevdikçe, size o sevginin kat be kat fazlasını veriyorlar. 30-35 sene avcılık yaptım. Av köpekleri yetiştirdik. Avlanmayı öğrettim. Akşam olunca işyerimi kapatır, eve gelirim, hemen köpeğimi arsa veya meydanlık bir yerde uzunca bir zaman gezdirirdim. Koşmak, yatıp yuvarlanmak onun en doğal hakkıdır. Örneğin kocaman bir kurt veya kangal cinsi köpeği balkonda tutup günlerce gezdirmeyenler var. İşte o zavallı, sosyal hapishanede gibi, doğal yaşamından uzak, koşamoyar, yerlere, çimlere yatıp yuvarlanamıyor, tırnaklarını taşa toprağa sürtemiyor ve doğrusu azap çektiriliyor. Ben kedi köpek sevenlere hep söylüyorum, aman bu hayvanları gezdirin, doğal yaşamını kısmen de olsa yaşasın. Gezdirilen köpekler, gezmeyenlerden çok daha sağlıklı oluyor. Hayvanları bakmak, onları korumak sevaptır, elimizden geldiğince gayret edelim. Gelelim domuzlara. Domuz da hayvan, onları nasıl koruyalım. Müslümanlarda domuz eti kesinlikle haram. Son yıllarda bu hayvanları avlamak, daha doğrusu azaltmak yasak oldu. Domuzlar çok doğurgan hayvanlar. Bir batında 10-12 yavru yapıyor. Birkaç yıl dağ köylerimizde sürek avı yapılması yasaklandı. Ormanlarımızda domuz sayısı bir hayli çoğaldı. Diyoruz ki, ormanın çiftçisi. Bu cümle biraz abartılıyor. Hayvan bitki kökü, solucan arıyor. Onun için de burnuyla çigft sürüyor, yani toprağı karıştırıyor deniyor. Ben bu olayları çok gördüm. Toprağı karıştırması pek kayda değer değil. Diğer tarafta, ufak fideleri zayi ediyor, genç ağaçları kırıyor, hırpalıyor. Gelelim yazımın başlığı, marketlerin talan edilmesine... Köylümüzün marketi yok, Migros gibi, Kipa gibi... Ufak ufak bakkalları var. Köylünün marketi tarlasıdır. Her köy vatandaşının ufak da olsa bir tarlası bulunur. Bu tarlaların bazıları ormanlıkların yanıbaşındadır veyahut yakınındadır. Köylüm tarlasına yazın ne eker? Buğday, mısır, nohut, fasulye, bakla, börülce, karpuz, kavun, domates, biber, patlıcan, kabak vs. Ekmiş olduğu ürünleri mevsiminde yemekle beraber, kışlığa da hazırlar. Evde buğdaydan ekmeğini yapar. Şehirliler gibi markete gitmez. Onların marketi tarlalarıdır. Köylülerin sıkıntısı, domuzların çoğalması, tarlaya ektikleri ürünleri bozmasıdır. Domuzu tanıyanlar bilir, 10 dekar yani 10 bin metrekare bostana 3-4 domuz girdiğinde o tarla bitmiştir. Bir domuz en az 30-400 karpuzu ısırıp bırakır, köklerini burnuyla bozar atar, üzümü, ekini, nohutu, yani her türlü ürünü bozarlar. İşte burada bir çelişki var. Hayvanı koruyalım diyoruz, doğanın dengesidir diyoruz. Sizi birileri aç bırakırsa ne yaparsınız? Marketten torbalarınızı doldurmu eve gelirken kapkaççılar gelip torbalarınızı almaya çalışıyorsa, herhalde müsaade etmezsiniz. Ben bu zarar verici hayvanları tüketelim, kökünü kazıyalım demiyorum. Fakat çoğalmaları, köylümüze fazlasıyla zarar veriyor. Masa başında oturup da fetva vermek kolay. Doğayı koruyalım, doğanın dengesini bozmayalım. Her konuda olduğu gibi, bir sınır getirmemiz, bana göre elzemdir. Şöyle düşünelim; köylü bir aile 2 çuval tohumluk buğdayını gözü gibi korur. Nedeni ise, onu ekecek, önümüz yılın ekmeğini çıkartacak. Tarlasının toprağı tava geldiğinde birkaç kez çift sürecek, ekinini ekecek, yağmur fazla yağarsa bozar diye su kanallarını hazırlayacak. Ekini çıkacak, ona baktıkça, 'İşte ailemin bir yıllık ekmeği bu tarlada' diye güven bağlayacak. Günlerden birgün ise tarlasına domuz sürüsü girecek, tarlanın ekini ele alınmaz olacak. O kadar tohumluk buğdaya mı acıyalım, onca emeğe mi, kış günü ekmek alacak parasının olmayışına mı? Ne yapalım, omuzların çoğalmasına göz mü yumalım? Köylerden şehire göçü durduralım diyoruz. Sağolsun devlet kiraz, ceviz, badem fidanı dağıtıyor. Su olan yerlere çilek ekiliyor. Çok da güzel oluyor. Bunca eziyet ve çalışmalar domuzlar için olsun mu?Avcı kulüpleriyle bu hayvanları azaltmaya bakalım. Çünkü dağdaki ürün onlara yeterli olmayacak, ovadaki arazilere inecekler Hep birlikte önlem alma zamanı geldi de geçiyor bile... ****** ****** ****** BURHAN KURTOĞLU 26.08.2010 MANİSA'nın çok sevdiği Ahmet Kurşun'un geçirdiği rahatsızlık, hepimizi fazlasıyla üzdü. Geçen pazartesi günü Fenerbahçe-Trabzonspor maçında olanlar oldu… Ahmet Kurşun'un fanatik bir Fenerbahçeli olduğunu hepimiz biliyoruz. O, herkesin bir gün fenerli olmasını istiyor. Kimse, FB kulübüne, oyuncularına laf söylemesin… Hepsi düzelecek Ahmetciğim… Bu durumlara gelecek kadar fanatik olmak. Bak, hepimiz çok üzüldük. Manisa halkı seni çok seviyor. Bu günlerde hep senden bahsediyoruz. Herkes senin iyiliğinden, sevecenliğinden bahsediyor. Çarşıya çıkıyorum, hangi tanıdığı görsem hemen 'Ahmet Kurşun'dan ne haber' diye seni soruyor. Ailen üzüntüde, seni sevenler, tanıyanlar fena haldeler. Hatta o kızdığın Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar da çok çok üzülüyorlar…Ahmetciğim… Sen bu rahatsızlığa pabuç bırakmazsın. Gel bir an evvel iyi ol da, bizleri sevindir. Aileni, eşini, dostunu sevindir. Sen bu rahatsızlıktan Allah'ın izniyle kısa zamanda kurtulacaksın. Ona bütün kalbimle inanıyorum. Bu mübarek Ramazan ayında yapılan dualar mutlaka kabul görür. Tüm Manisalı dostların senin iyi olman için dua ediyor. Sen bize çok lazımsın, sensiz bizler ne yaparız… Fenerbahçeli taraftarlar ne yapar… Ahmetciğim… Sana en çok dua edenlerden birisi de benim, inan. En yakın zamanda iyileşip aramızda olacaksın. Eski günlerdeki gibi şakalaşıp, maç sohbetleri yapacağız. Cenab-ı Allah'tan içten ve yürekten iyi olman için dualarımı eksik etmiyoruz. Sana sağlık diliyoruz…
19.08.2010 Camilerimizi çok seviyorum. Camilerde huzur var, düşünce var, tevazu, centilmenlik, insanın insanlara sevgisi, saygısı var. Rütbe büyüklüğü, makam, mevki diye bir ayrım yok. Sosyal adalet, sosyal dayanışma, velhasılı, güzelliklerin en çok yaşandığı yer camilerimiz. Diyeceksiniz ki, biraz abartmadınız mı? Hayır, eksik yazabilirim de, fazlasının mevcut olduğunu da ispat edebilirim. Camilerde huzur var dedim; Evet, çok sıkılınca, yorulunca, bir konuya öfkelendiğinizde herhangi bir camiye gidin, abdest alın ve de bir kenara oturup kendinizi dinleyin. Geçmişinizi, yaptıklarınızı, yapacaklarınızı ve de en sonunda bu dünyayı terk edeceğimizi düşünmek, bir yerde çok hırslı olmanın pek doğru olmadığına kanaat getirmek, mümkün olduğu kadar fakire fukaraya yardım etmek. Bu dediklerimi mutlaka düşüneceksiniz. Camiler maneviyat dolu oluğunudan, kişii böye düşündürüp, hayat muhasebesiyle baş başa bırakır. Tevazu ve centilmenlik; evet, cami yaşamının en önemli olgusudur. Cami Allah'ın evi olarak bilindiğinden, insanlar son derece tevazu gösterirler, gururlanmazlar, birbirlerine selam verirler. Sen öne oturmuşsun, ben arkadayım diye ne çekişme, ne de düşünce oluşmaz. Makam rütbe büyüklüğü asla olmaz. Cami haricindeki toplantılarda, açılışlarda, kongrelerde vs. yerlerde en ön sırada bakanlar, milletvekilleri, valiler, yani sırayla oturumlar yapılıyor, insanlar ayrııyor, hatta koltuklara protokol diye etiketler asılıyor. Gelelim camilerimize. Camiye giren kişi istedği yere oturur. Valinin, milletvekilinin, başbakanın önünde hamal, çöpçü, boyacı, bakkal, kim olursa oturabilir, bu duruma da kimse müdahale etmez.Sosyal Dayanışma vardır; Camide bir eksiğimiz olduğunda, cami arkadaşlarımızdan fakir olana, hastası olana maddi yardımda bulunma, aramızda para toplayıp yadımları en kısa zamanda yapabilme, cami cemaatıyla oluyor. Ben tüm camileri seviyorum. Bunlar içerisinde ayrım yapmak kolay değil. Ancak, Yarhasanlar Camii Dernek Başkanı olmam dolayısıyla, kendi camimizle daha çok ilgileniyorum. Yarhasanlar camimiz ayrı özelliklere sahiptir. Evela, temizliğine azami önemi veriyoruz. Bayanların namaz kıldıkları yer ayrıdır, abdest aldıkları yer ayrıdır. Bilhassa Ramazan aylarında teravih namazından sonra cemaat yorgun oluyor. Namazını kılan kişi şadırvana geliyor. Zaten şadırvan çıkış kapısının yanındadır. Plastik bir bardak alıyor ve çeşmenin yanına gidiyor, çeşmeden buz gibi şerbeti doldurup içiyor. İstediği kara içebilir. Ramazan'da her akşam teravih namazından sonra gülsulu şerbetimiz, portakallı, mandalin, vişne, limon suyu da oluyor. Bu özellik sadece Yarhasanlar Camimizde var. Akşamları verilen bu şerbet 200 kilogramdır. Karşılığı bin bardak yapıyor. Yapılan bu güzellliği de cemaatimize borçluyuz. Efendim, yarın sıra benim olsun, ayın 15'inde ben de şerbet yapmak istiyorum diye, birlikte dayanışma içindeyiz. Allah bu birliğimizi, düzenimizi bozmasın. Diğer camilere de örnek olmak istiyoruz. Camimizde tek sıkıntımız, çocuklar da namaz kılmaya geliyor. Gelmelerine seviniyoruz. Ancak içlerinde pek azı namaza riayet ediyor. Çoğunluğu ise gürültü şamata ediyorlar. Büyükler ne kadar ikaz ederlerse etsinler, onlara vız geliyor. Bilhassa şerbet dağılmaya başladığında, çeşmelerden bardaklarını doldurma yarışı o kadar çekişmeli oluyor. Bizler onların bu gürültülerini çekiyoruz. Önemli olan, onları camiye ısındırmak. İleriki yıllarda elbette onlar da daha uslanacak, cami adabına riayet edecekler. Bu sıcak günlerde oruç tutanların Cenab-ı Allah yardımcısı olsun. ****** ****** ****** Mübarek Ramazan ayına şükürler olsun bu yıl da ulaştık. Sıcakların bir hayli artması oruç tutmayı güçleştirir gibi görünse de Allah yardım ediyor. Ben 10 yaşlarındayken, 40-45 yaşlarında bir de bu yıl olmak üzere, yaşamımda 3 defa yaz aylarında Ramazan ile karşılaştım. Hiç de zorluk çekmedim. Tabii ki biraz önlem alacağız. Bilhassa hastaların, yaşlıların çok daha dikkatli olması gerekir. Kendini riske atarak oruç tutmak, dinen doğru olmuyor. Yolculuk yapanlar da oruç tutmayabilirler, daha sonra borçlarını öderler. Ramazan ayı bolluk getirir. Sahavet ayıdır. İnsanlar daha duygusal olup, fakire fukaraya yardımlarını arttırırlar. Fakirin fukaranın beklediği ay Ramazan ayıdır. Ramazan'da ilahi bir bereket geliyor. İftar sofralarımızda yemek çeşitlerimiz çoğalıyor. İnsanlar mümkün olduğu kadar birbirlerine daha kibar, daha nazik davranıyor. Lokantaların birçoğu kapanıyor. Bayram temizliği diyelim veyahut senelik temizlik diyelim, yani Ramazan fırsat biliniyor. Meyhaneler ful çalışmıyor. Çünkü vatandaşlar bu mübarek ayın hürmetine içkiden vazgeçiyor. Benim en çok hayret ettiğim ise sigara tiryakileri. Günde 1,5 paket sigara tüketen vatandaşlarımız Ramazan'da nasıl sabrediyorlar hayret. İşte buna ilahi sabır diyoruz, en azından kısmi de olsa sağlıklarını kazanıyorlar. Ayrıca Ramazan ayında kazanılan, elde edilen güzellikler. Gıda yardımları, zekat verme gibi yapılan hayırların gelecek diğer on bir aylar içinde bereket ve güzellikler saçmaya devam eder. Ramazan ayında televizyon programları da çok güzel oluyor. Bu mübarek ayın faziletlerinden, güzelliklerinden bahsedilmesi hepimizin hoşuna gidiyor. Bu ayda en zor olan ovada çalışanlar içindir. Bilhassa Manisamız'da üzümcülük çok. Üzümler de erdiği zaman mutlaka hasat edilmelidir. Aksi halde gecikir ise üzümler dökülür. Havalar soğumaya doğru gider, sabahları çiğ yağmaya başlar. Ağustos 15-20 olduğunda mutlaka üzüm hasadı başlar. ; Bu yıl, gelecek daha 2 yıl üzüm kesme işlemi Ramazan ayında olacak. Güneşin bu sıcağında üzüm kesenleri bir düşünün. Ondan daha zoru üzüm serenler. Çünkü, sergi yerleri güneşin en çok olduğu yerlere yapılıyor. Sabahtan akşama kadar sergi yerinde bandırılan üzümleri taşıyanları düşünelim. İnanın çok zor. Ben bu zorlukları yaşadım. Gelen işçilerimizin yüzde 90'ı da oruç tutuyor. Allah yardımcıları olsun, kolay değil. İçinde 17-18 yaşlarında kız çocukları var. Kazanmak, ailelerine yardımcı olmak için kan ter içerisinde kalıyorlar. O zor günün sonunda ancak 30 Lira gibi bir ücret alıyorlar. Diğer tarafta baktığımızda, Çeşme'de, Bodrum'da, Kuşadası'nda su gibi para harcıyorlar. Tarkan'ın konseri için bin lira bile verenler olmuş. Normal biletler 150-200 Lira. İşte bunlar halkımız arasında kini, nefreti uyandırıyor. Bir de namus, vicdan sınırlarının aşan eğlenceler, soyunmalar, meşhur sözleri de var. Kendine güvenen soyunur.Hayret bir şey. Bana kalırsa rezilliği ele alırsan daha fazla soyunursun. Akıllarına Ramazan gelmiyor, fakir-fukara düşünülmüyor. Sadece kendi hayatları tabii ona hayat, yaşamak denirse. Bir de bu insanların şımarıklıkları gençlerimize çok kötü örnek oluyor. Taze beyinlerin hoşuna gidiyor, onlar da aynı hayatı yaşamayı istiyorlar. Oysa çoğunun sonları hüsrana uğruyor. Bizlerin aile birliğimize Türk aile yapısına tamamen aykırı bir yaşam sistemidir. Allah kendilerini ıslah etsin.
İLİMİZDE YAZ GÜNLERİ 29.07.2010
KAPALI ÇARŞI (15) 22.07.2010
Bugün Kapalı Çarşı'yı anlatışımın sonu. Kapalı Çarşı'nın 127 esnafını bildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştım. Benden daha eskilerden bahsettim. 1950 yılları ile 1990 yılları arasında olanları yazdım. Sonradan Kapalı Çarşı esnafı olanları yazmadım. Amacım eskileri yenilere tanıtmak. Eskilerin çarşı ahvalini, çarşı adabını, aramızdaki yardımlaşmaları, kanaatkar olmalarını, iş sahiplerinin çıraklarına, çırakların da ustalarına olan saygı sevgilerini, iyi ahlak kurallarına uyuşlarını bahsettim. Yazımın başlangıcında üstüne basa basa söylemek istediğim ve de yine söylüyorum, Kapalı Çarşı bir halk üniversitesiydi. Çarşımızda yetişen kişi doğruluğu, dürüstlüğü, çalışkanlığı, temizliği, müşterilere davranışları, aygıyı, velhasıl bir iş sahibinde olması gereken vasıflarını tam anlamıyla öğrenirlerdi.Kapalı Çarşı'yı yazmamdaki maksat, günümüz esnafının eskilerden ilham alması, bir de eskilerin anılmasıdır. Bugün unuttuğum kişileri yazacağım. Ahmet Neşeliler çok iyi terziydi. Terbiyeli, akıllı bir insandı. Bilemediğimiz konuları Ahmet Abime sorardık. Kendisi adeta canlı kütüphaneydi. Terzi Nejdet Abi, o da iyi terzilerdendi. Şakayı, sohbeti severdi. Çarşı esnafı da onu çok severdi. Sabri Gümüş terziydi. Çok sakin, terbiyeli, iyi bir kişiliğe sahiptir. Merakı ritm saz çalmaktır. Halen fırsat buldukça ritm saz çalıyor. Ben kendi ailemi ve kendimi yazmayı unuttum. Askerliğimi 1959 başlarında bitirdim. Aradan 5 ay geçti. Selahettin İncelerden hazır tuhafiye mağazasını devir aldım. Selahattin Abi uzun yıllar Kapalı Çarşı'da dükkanını çalıştırdı. Nedense, bu işi artık yapmayacağım dedi ve biz aile olarak satın aldık. Yanında çok sevdiğim arkadaşım Yılmaz Meray uzun süre çalıştı. Kendi iş yerini açtı. Çok iyi de muvaffak oldu. Manisa halkının sevdiği, saydığı kişilerdendir. Evet, 1959'da dükkanımızı açtık. Firmayı babamın üstüne kurduk. İsmail Kurtoğlu olarak bir yıl çalıştırdık. Rahmetli babam çocukluktan itibaren terzilik yapmıştı. Müşterileri çoktu, yanında 5-6 kişi çalışırdı. Babam çok iyi terzi olmakla beraber, en az kumaştan elbiseyi dikerdi. Örneğin, normal bir kişiye takım elbise, ceket pantolon 2.75 metreden çıkar. Babam ise 2.25'e kadardan elbiseyi dikerdi. O da rahmetli babacığımın kesim tekniğiydi. Nur içinde yatsın. Ağabeyim Orhan işimize ortaktı. Dükkanda fazla durmaz, ova işlerimize bakardı. Ağabeyim sakin bir kişiliğe sahip, kanaatkar ve çok sevecendir. Turhan Kurtoğlu benim küçüğüm. O da tuhafiye işini pek sevmedi. Daha çok havalı işleri severdi. Bana gelince, çarşımda 28 yıl çalıştım. Hem çıraklık, hem de patronluk yaptım. Kapalı Çarşımızı çok seviyorum. Çarşımızda yaşadığım 28 yılı hiç bir zaman unutmuyorum. Anılarımı hep tazeliyorum. Bugünkü Kapalı Çarşı yazır 15. oldu ve sona geldim. Hatırlayamadıklarım olmuştur ancak hatırladıklarımı yazdım. Noksanlarım varsa özür dilerim. Vefat edenlerin tümüne Allah'tan rahmet diliyorum, sağ olanlara da sağlıklı ve işlerinde başarılı ömürler dilerim. 1- Hasan Aksakal 2- Ertuğrul Dilek 3- Halil Dilek 4- Mustafa Dilek 5- Dindar Çiloğlu 6- Azimli Hafız Mehmet 7- Ömer Dokur Hafız 8- Ali İhsan Dokur 9- Osman Nuri Yılmaz 10- Kadir Saatçı 11- Halıt İzmirlioğlu 12- Faruk Kumcular 13- Yüksel Çiloğlu 14- Rifat Canuyar 15- Kamil Canuyar 16- Ümit Canuyar 17- Tahir Canuyar 18- Selahattin Canuyar 19- Selman Canuyar 20- Ali Efendi 21- Esat Ağa 22- İlhan Hıdıroğlu 23- Osman Tenay 24- Mustafa Özer 25- Hayriye Teyze 26- İsmail Güvenen 27- Ali Özaltın 28- Terzi Ahmet 29- Terzi Ahmet Pomak 30- Ferit Giritligil 31- Ercüment Giritligil 32- Mehmet Amca 33- Arif Çipil 34- Zihni Bey 35- Mehmet Aksakal 36- Cevdet Aksakal 37- Tahsin Pazarlıoğlu 38- H. Remzi Aksoy 39- Haki Aksoy 40- Kamil Menteş 41- Mesut Aksakal 42- Mehmet Aksakal 43- Tayfun Aksakal 44- Mehmet Kar 45- Bülent Kar 46- Ahmet Kar 47- Abdürrahim Özaltın 48- Veli Özaltın 49- Kayım Hoca 50- Süleyman Dane 51- Mustafa Dane 52- Ahmet Özkaşıkçı 53- İlhan Tanık 54- Salih Şakirler 55- İlhan Büyükaltıntaş 56- Behzat Özkalkan 57- Fethi Gönül 58- Metin Gönül 59- İsmail Şapkacı 60- Şapkacı İsmail'in oğlu 61-Mehmet Hakkı Gümürcelili 62- Rauf Bey 63- Hikmet Curuntaş 64- Hikmet Curuntaş (Babası) 65- Terzi Cahit Kütükçüoğlu 66- Şükrü Şıktaşlı 67- Kuyumcu Hüsnü 68- İlhan Kocabaş 69- Kuyumcu Kamber 70- Medo-Esat Ağa'nın oğlu 71- Osman Altıok 72- Cumhur Karagözler 73- Fikri Özman 74- Süleyman Özman 75- Sarı Niyazi 76- Hikmet Kurtar 77- Nadire Kurtar 78- Raşit Kurtar 79- Ayten Abla 80- Abdürrahim Ot 81- Nezafet Ot 82- Ahmet Katıöz 83- Topal İrfan 84- Ersan Atılgan 85- Süleyman Ernek 86- Abdullah Sert 87- Mehmet Sağıroğlu 88- İbrahim Sert 89- Mehmet Sert 90- Mustafa Sert 91- Hüseyin Sağıroğlu 92- Lütfi Biniciler 93- İlhami Ekici 94- Gündüz Yıldız 95- Vesile Yayman 96- Tevfik Yayman 97- Vedat Yayman 98- Halim Yayman 99- Selahattin Yayman 100- Ahmet Yayman 101- Mustafa Yayman 102- Boşnak Hafız 103- Faruk Sümer 104- Erdoğan Balkır 105- Hafız Cemal İzci 106- Mustafa İzci 107- Hikmet İzci 108- İlhan İzci 109- Mümtaz İzci 110- Ayşe Abla 111- Terzi Nevzat Özkösemen 112- Emrullah Eyüpoğlu 113- Berber Hasan 114- Berber İsmail 115- Mesut Susmuş 116- Mesut Demirbaş 117- Erol Efeoğlu 118- Hali Yurtseven 119- Ahmet Neşeliler 120- Terzi Nejdet 121- Sabri Gümüş 122- İsmail Kurtoğlu 123- Orhan Kurtoğlu 124- Burhan Kurtoğlu 125- Turhan Kurtoğlu 126- Yılmaz Meray 127- Selahattin inceler
***** ***** *****
Evet... İzciler, Manisamız'ın sevilen sayılan bir ailesidir. Dede Hafız Cemal Amca, çok ciddi, çok iyi bir insandı. Evlatları üzerinde otoritesini her zaman kullanır, sert mizacı ile iyi karakterli bir kişi idi. Büyük oğlu Mustafa İzci, CHP'den milletvekili oldu. Gerçek bir beyefendiydi. Manisamızda fazlasıyla sevgi saygı toplamıştı. Erken yaşta vefat etti. Mustafa Abi'nin küçüğü Hikmet İzci, hatırnaz, dostluğu, muhabbeti seven çok iyi bir insandır. Bağcılığa meraklı. Ailenin ova işleriyle daha çok Hikmet Abi uğraşır. Hayvanları çok sever, bilhassa koç merakı vardır. O, mutlaka güzel bir koç besleyecek. Herkes tarafından çok sevilir. Hikmet Abi'nin küçüğü İlhan İzci, İlhan ailenin teknik elemanıydı. Motordan çok iyi anlardı. İzci Ailesi'nin otomobillerinin, bağın su motorlarının bakımı ona aitti. Daha çok benzin istasyonunda görev yapardı. Geçen yıl vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kardeşlerin en küçüğü, Mümtaz İzci'dir. Mümtaz, işine düşkün, prensipli, çok iyi bir kişidir, seveni pek çoktur. Emrullah Eyüpoğlu, çarşımızın 'Gömlekçi Emrullah'ıydı. Eskiden hazır gömlekten daha fazla, ısmarlama gömlek diktirilirdi. Emrullah bu konuda söz sahibi idi. Müşterilerini hoş tutar, gönlünü alır, hepimiz de Emrullah'ı çok severdik. Emrullah, göimlekçilikten sonra, bakkal dükkanı açtı. İşine çok düşkündü. Dükkanı gece 24.00'e kadar açıktı. İstirahat etmezdi. Günün 18-20 saatini dükkanda geçirirdi. İki kızı, bir oğlu var. Çocuklarını çok güzel yetiştirdi. Çok yoruldu. Bana göre, biraz erken vefat etti. Nur içinde yatsın. Benim çok sevdiğim, beğendiğim bir arkadaşımdı. Ayşe Abla Yugoslavya'dan gelmişti. Çarşımızda gömlekçilik yapardı. Yani gömlek dikerdi. Çok iyi bir terziydi. Esnafın, çarşımızın gömlekçi Ayşe Ablasıydı. Evinin hem erkeği, hem kadınıydı. Çok çalışkan, gerçek bir hanımefendiydi. Berber Hasan Amca, halim selim bir insandı. Traş olmaya gidenle mutlaka dost olur, muhabbeti çok severdi. Muhabbet yapmaktan işini, yani traş yapmayı bir hayli geciktirirdi. Berber İsmail Abi, çarşının Kuzey kısmındaki köşedeydi. Çok iyi bir berberdi. Ailesine düşkündü. Müşterileri pek çoktu. Traş olmak için dükkanında sıra beklenirdi. Uzun seneler Berberler Odası Başkanlığı'nı sürdürdü. Çocuklarını yetiştirdi. Vefat etti. Allah rahmet eylesin. Ben, Kapalı Çarşı sakinlerini yazarken unuttuğum bazı kişiler oldu. Haki Aksoy'un yanında çalışan Mesut Susmuş ve Mesut Demirbaş vardı. Mesut Susmuş çok titizdi. Seri ve düzgün iş yapardı. Herkesin yaptığını beğenmezdi. Fakat tertipli, çalışkan iyi bir insandı. Mesut Demirbaş kıvırcık saçlıydı. Bir çokları mağazada iki Mesut olduğundan, "Hangi Mesut?" deyince, işte "Kıvırcık Mesut" veyahut şöyle derlerdi: "Hani şu kıvırcık olmayan Mesut " diye tarif edilirdi. Her ikisine de Allahtan rahmet dilerim. Erol Efeoğlu. O da Haki Aksoy'un yanında bir hayli çalıştı. Erol dindar bir kişidir. Ehli Kur'an' dır. Hafızdır. Prensipli, disiplinli çok iyi bir kişidir. Kapalı Çarşı'dan ayrılıp Havuzlu Çarşı'nın arka kısmında manifatura mağazası açtı. Daha sonra Telekom arka sokağında büyük bir mağaza kurdu. İşini bir hayli genişletti. Sevdikleri pek çok olan bir kişidir. Yardım sever, fakir göçetir, ailesinin direğidir. Benim de en çok sevdiğim, saydığım dertleştiğim arkadaşımdır. Allah her zaman yarmdımcısı olsun. Kapalı Çarşı yazımı eksik de olsa bildiğim kadarıyla yazmaya gayret ettim. Yalnız Halil Yurtseven ağabeyimi Kapalı Çarşı'da olmadığı halde yazmak istiyorum. Çünkü, Halil Ağabeyim her gün Kapalı Çarşımız'daydı. Onu hemen hemen görmediğim günüm olmazdı. Daha sonra milletvekili oduğunda tabii ki Ankara4ya gitti daha az görüyordum. Halil Ağabey Manisa'nın örnek kişisidir. Çok sevecen, çok hatırnaz, fakir gözeten, hayır hasenatı olduka bol, küçük le küçük, büyükle büyüktür. Tevazu sahibidir. Velasıl iyi ve tekamül etmiş bin insanda gereken güzel vasıfların hesqpsin sahiptir. Halil Ağabeyim'i yürekten seviyorum, sayıyorum. Allah'tan sağlık ve uzun ömür diliyorum. Gelecek yazımda bu yazmış olduğum kişilerin adını, soyadını veya lakabını yazacağım. Sağ olanları ve vefat edenleri de yazımda liste halinde belirteceğim.
Kapalı çarşımızı yazmak bitmiyor,sırasıyla devam ediyorum. Terzi Lütfi Biniciler.Lütfi ağabeyim çok iyi bir kişiydi.Hatuniye camiinin uzun yıllar Müezzinliğini yaptı.Sesi gür ve çok güzeldi.Küçüklerle küçük,büyüklerle büyüktü.Şık giyinir,bilhassa kadifeden takkesini her zaman zevkle kullanırdı.Bilekleri çok kuvvetliydi.Çarşımızın saygın kişilerindendi. İlhami Ekici manifaturacılık yapıyordu.İyi bir insandı.Mesleğinde pek muaffak olamadı,çiftçiliğe döndü.Kısmetini başka konularda aradı,iyi arkadaşlarımızdandır. Yıldız Tuhafiye isim yapmış kişilerdi.Ben daha fazla oğlu Gündüz beyi tanıyorum.Çok kibar ve zarif, mesleğini seven bir kişiliğe sahiptir.Müşterilerine daima yardımcı olurdu.Tuhafiyeciliği yapmakla kalmadı kolonya imalatına da girdi.Yaptığı mamuller çokta iyiydi.Fakat işini devam ettirmedi.Manisamızın kibar,zarif bir kişisiydi. Yaymanlar uzun yıllardır Manisamızın iftiharlarıdırlar.Kapalı çarşımızın en iyi tuhafiye mağazası onlarındı.İlk işe başlayan rahmetli anneleri Vesile hanım ile Tevfik Yaymandı.Tevfik abi otoriter, işini çok seven,prensipli,herkes tarafından sevilen ve sayılan ,Yayman ailesinin adeta başkanıydı.Alim Yayman ortanca kardeş.Tuhafiye işini pek benimsemedi.Eski hal binasının dışında bugünkü Beyaz Fil binasının olduğu yerde saatçi mağazası vardı.Çok şen,insan canlısı,dost ahpabı bir hayli fazlaydı.Çok titiz,çok temizdi.Lambretta İtalyan motorsikleti vardı.İnanın üzerinde toz hiç bulunmazdı. Geçmiş yıllarda Manisa'da motorsiklet meraklımız pek çoktu.Bir Pazar günü geziye gitmek için hazırlandık.Yolda biraz çamurlu kısım vardı.Alim abi çamuru gördü,üzüldü.Geziyi iptal etti,motorsikleti kirlenmesin diye.Allah rahmet eylesin çok sevdiğim ağabeyimdi.Oğlu Selahattin ve Ahmet Yayman otelcilik yapıyorlar.Her ikisi de centilmen,alçak gönüllü,işlerine düşkün Manisamızın güvenilir sevilen kişileridir.Bilhassa Selahattin Yayman'ı gördüğümde Alim abimi anımsıyorum. Vedat Yayman üç kardeşin küçüğüdür.Daha narin yapılı,hep güler yüzlüydü.Seveni çoktu.Sohbeti severdi.Çok güzel bıyıkları vardı.Onları hep parmaklarıyla düzeltirdi.Ben Vedat ağabeyimi severdim.Genç yaşta trafik kazasında eşiyle beraber vefat etti.Tüm Manisalılar çok üzüldük.Kader böyle ne diyebiliriz.Oğlu Mustafa Yayman babasının kopyası.Gülmesi,ses tonu aynı babası gibi.Çok acı bir anımı anlatmadan geçemiyeceğim.Vedat abi ve eşini kazada kaybettik.Hatuniye Camiindeyiz.Mustafa çok üzgün.Anne ve babasının tabutlarının başında.Sarıldım,başsağlığı diledim.Mustafa ağlıyarak ,Burhan ağbi birinden biri sağ olsaydı ne iyi olurdu dedi.O anda üzüntümden perişan oldum,yıkıldım. Terzi Ahmet abi.Kambur Ahmet derdik.Gerçekten kamburdu.Melek gibi bir insandı.İyi bir terziydi.Herkesle teması güzeldi.Çok sevilen efendi bir insandı. Yün İpek mağazası çarşının güzide mağazalarındandı.Düğünlük,nişanlık emtialar satarlardı.Daima kaliteli kumaşlar,gelinlikler bulunurdu.Nezih bir mağazaydı.İsmi Boşnaklar mağazası diye geçerdi.Büyük patron Hafız Amcaydı.Kim denildiğinde Boşnak Hafız denilirdi.Nereden alışveriş yaptınız deyince Boşnaklardan veya Boşnak Hafızdan denilirdi.Hacı amcanın oğlu Faruk Sümer idi.Mağazayı yönlendirendi.Çok kibardı.Müşteri karşılaması çok hoş,herkesle diyoloğu iyi olan bir kişiydi.Nedense içki denen melunun müptelası oldu.O güzel Faruk abimi içki perişan etti.Genç yaşta ölümüne sebep oldu. Yün İpek mağazasında bir çok tezgahtarlar çalıştı.En disiplinli,en fedakar müstesna bir kişi de uzun zaman Boşnaklar mağazasında tezgahtarlık yaptı.Mağazanın bel kemiği,beyni yöneticisi oldu.Kim diye merak ediyorsunuz.Hepimizin çok iyi tanıdığı Manisamızın gururu.İşini bilerek yaptı,işini emin adımlarla ilerletti. Tüm Manisalıların sevdiği saydığı değerli iş adamı Erdoğan Balkır. Daha çok Sim Erdoğan olarak tanınır.Erdoğan ile Kapalı çarşıda uzun yıllar çalıştık.Ben tuhafiyeciydim.Erdoğan manifaturacıydı.Her gün birbirimizle görüşürdük.Askerliğimizi de Ankara'da Amerikan yardım kuruluşunda yaptık.Boş kaldığımızda,askerlik bittikten sonra şöyle çalışır şöyle müşterilerimizi memnun ederiz derdik.Enteresan olan her ikimiz de nasıl iş yapalım,nasıl mağaza açalım dediğimizde müşterek görüşe sahiptik. Büyük bir apartman kiralıyalım,mağaza yapalım.İçinde Manifatura-Tuhafiye-Ayakkabıcı-Sarraf-Tül Perdeci olsun,daha güçlü oluruz derdik.Hep büyük mağaza kurma hayalleriyle yaşardık.Hangi yıl idi biliyormusunuz ? 1958.Tam 52 yıl evvelki düşüncelerimizdi ve günümüz mağazaları düşündüğümüz gibi oldu.Erdoğan görünüşüyle çok ciddi,güven veren bir kişiliğe sahip.Tanıdığım en iyi dostlarımdan biridir.Arkadaşım olduğu için sevinçliyim.Gururluyum. İşte size Kapalı çarşıdan bir anı daha:Hava yağmurlu.Erdoğanın yanına gittim.Boşnak Hafız Amca dualar mırıldanıyor.Erdoğan ise parmağı ile Ahşap tezgaha tıp-tıp vuruyor.Hafız amca "Oğlum bak yağmur damlıyor,bak bakalım".Erdoğan bakınıyor."Yok Hacı amca hiçbir şey yok"diyor.Az sonra tıp-tıplar yine başlıyor.Hafız amca okumayı kesiyor."Erdoğan üst kata çık bak bakalım bir yerden yağmur damlıyor"diye ikaz ediyor.Tabii gençlik bu…Erdoğan bıyık altından gülüyor.Velhasılı Erdoğan Balkır'ın ikinci yüzü şakayı,gırgır geçmeyi çok sever ve becerir.Askerdeyiz.Erdoğan,etrafına saf erleri toplamış.Erdoğan çavuş.Bir fare serüveni tutturmuş.Palavra atıp duruyordu.En sonunda fare Erdoğan'a bakıp,gülmüş.O hikayeden sonra kendisine Palavra Çavuş demeye başladık.Bu fare hikayesini dinleyenlerin içinde Yako Benedova da vardı.En uyanık Yako çıktı."Çuş be Çavuş hiç fare güler mi?Biz hiç mi fare görmedik."Erdoğan zorda kalmıştı.Fareye merdiven çıkarttı,takla attırdı.Amuda kaldırtdı.Başka atmasyonu kalmayınca sonunda fareyi güldürdü.İşte ilk uyanan da Yako oldu. Bu günlük bu kadar, yazdığım kişilerden vefet edenlere Allahtan rahmet diliyorum.Sağ kalanlara da Sağlık Sıhhat dilerim.
|
BURHAN KURTOĞLU
