logo

reklam

GÜNLÜK HAYATTAN BAZI NOTLAR


Önder Gürcan
ogurcan2003@yahoo.com

İnsan hayatı (ve zaman) akan bir ırmak gibidir. Irmaklar kaynaklardan beslenir ve denizlere doğru akar. İnsan hayatları da  birbirine karışmış çeşitli olaylardan beslenir ve saat gibi hep geleceğe doğru işler. Ve zaman, hiçbir tasa duymadan, gizemli bir değişim,  dinginlik, kesin tavır ve döngü içinde, her şeyi geride bırakıp yoluna gider.
*
Günümüz insanlığı, internet ve sosyal medya kuşağını ağırlıyor. Uzay çağı kapıda. Evrenin yalnızlığına ve sessizliğine karşın, bilim ve teknoloji hızla gelişme gösteriyor. Bu gelişme, nerelere kadar ulaşabilecektir?Ne var ki sanat, kültür, edebiyat, müzik, spor ve felsefesiz bir gelişme düşünülemez.
*
Dünyanın sorunları, her gün insanoğlunu sarıp sarmalıyor. Gelen yüzyıllar, geçmişin tarihine  yeni sayfalar katıyor. Dünya tarihi kitaplarda bir bakıma savaşlar tarihi olarak anılıyor. Şimdiyse, yetmiyormuş gibi, yıldız savaşları (star wars) gündeme sokuluyor. Refah ve mutluluğa dayalı hayat varken bu anlamsız savaşların nedenlerini anlamak mümkün değil.  Bilge insanlara sormak gerekir: İnsanoğlu, o kısacık hayatında neyi paylaşamıyor ki? Bazı bilim  insanları yaşanılan bu döneme “Ahir Zaman” diyor: Küresel ısınma, yıldız savaşları, nükleer tehdit, gıda bozulması, virüs salgını vb…
Bakalım daha neler görülecek?
Birleşmiş Milletler Teşkilatı, uluslararası bir kamuoyu oluşturarak, dünyadaki bütün silah fabrikalarının denetim altında kapatılmasını önerebilir mi
*
Günümüzün başlıca sorunlarından biri de insanlığın düşmanı olarak tanımlanan terör olaylarıdır. Terör,  uluslararası bir sorundur ve bu nedenle dünya ülkelerinin  ortak sorumluluğundadır.
Sonsuz uzay boşluğunda sicili dünyaya benzer başka bir planet var mıdır acaba
*
Toplum bilimciler, tarihçilerin  ve siyaset bilimcilerinin başlıca görevi,  küresel savaşların yanı sıra terörün kaynaklarını ve nedenlerini bütün yönleriyle araştırmak, kamuoyunu bilgilendirmek, aydınlatmak ve insanlığa hiç yakışmayan bu olumsuzlukların önlenmesi için gerekli tedbirlerin hayata geçirilmesini olanaklı kılmak olmalıdır.
*
Dünya nüfusunun yedi milyarı aştığı belirtiliyor. Bu durum ister istemez ekonomik-politik bilimci Thomas Robert Malthus’ün teorisini akla getiriyor.
*
Bir insanın aile içi eğitimi, normal yaşam  şartlarında, beş-yedi yaşlarında başlar. Bir insanın bu yaşlarda kazandığı kemikleşmiş yapı hayat boyu devam eder.
*
Aile içi eğitimde,  adaba ve edebe uygun, oturma, kalkma, yürüme, yemek yeme, dinleme, konuşma, hitabet vb. konularla ilgili görgü kuralları öğretilmelidir.
*
Görgü kuralları (adabımuaşeret),  toplum hayatını olumlu yönde düzenleyen, insanlarla iyi ilişkiler  kurmayı sağlayan, dünya ülkelerini insani normlar çerçevesinde yönlendiren yazılı olmayan hukuk kurallarıdır. Bu açıdan  görgü kurallarına uyulması ve daha çok yaygınlaştırılması gerekmektedir. Görgü kuralları, toplumda sağlık, huzur, gelişme, refah, mutluluk ve başarı için çok büyük önem taşır. Ahlaki, vicdani, milli ve evrensel değerlerle barış dolu bir dünyayı ön planda esas alır. Bu bakımdan birlik ve beraberlik en büyük güçtür.
*
Aile içi eğitimi, çevre ve okulla devam eder. Dünyada çok çeşitli meslekler vardır.İnsanlar, belirli bir eğitim sürecini tamamladıktan  sonra bir meslek sahibi olur.  Mesleki olgunluk ise, çıraklık ve kalfalığın ardından en az on beş yıllık bir ustalık ya da üniversite mezuniyetinden en az onbeş-yirmi yıllık başarılı bir çalışma dönemi sonrasında elde edilir. Çoğu insan da ancak emekliye ayrılınca mesleğinde bir bilgeliğe kavuştığunu farkeder ve bu yüzden mesleğini yeniden yaşamak ister.
*
Bir kimse, mesleki olgunluk dönemine girerken, mesleki kariyerinin yanı sıra, fen bilimleri ve sosyal bilimler konularında genel ve yeterli bir bilgi birikimine sahip olmalıdır. Bu da yetmez: Ayrıca, kendi ana dilinden başkaca en az bir yabancı lisan öğrenmelidir. Mesleki alandaki gelişmeleri bir yabancı dilde okuyabilecek ve anlayabilecek düzeyde o yabancı dili bilmelidir. Bilim ve deneyim, insanın düşünme kapasitesini artırır, böylece kendi alanında kolayca fikir sahibi olur ve doğru karar alır. Sonuç olarak o kimse, hem kendisine, hem ailesine, hem çevresine, hem ülkesine ve hem de insanlığa olumlu katkı yapar.
*
Akademik literatürde “doktora” eğitiminden söz edilir. Oysa doktora – uzmanlık – eğitimi yanızca tıp alanında olur. Diğer meslek dallarındaki “lisans ve master” üstü eğitim,  Batı’da tanımlandığı biçimde PhD (Philosophy Degree – Fen bilimleri ya da sosyal bilimler  dallarında felsefe düzeyinde eğitim)  olarak değerlendirilmelidir.
*
Geçmişte farklı ve seçkin bir konum edinmiş olan entelektüel insan terimi bugün nedense artık duyulmaz oldu. Batılı bir gazeteci, yaşlı bir entelektüele sormuş: “Üstat! Dünyanın bugünkü hali hakkında ne düşünüyorsunuz?”Entelektüel  hafif bir tebessümle şöyle bir yanıt vermiş: “Ben çok düşündüm; biraz da siz düşünün!”
*
Cep telefonu, hiç kuşkusuz, çok önemli ve gerekli bir iletişim aracıdır. Ancak, zorunluluk olmadıkça, cep telefonu topluluk içinde kullanılmamalıdır. Çünkü, toplum içinde ulu orta konuşulması, çevredeki insanları psikolojik olarak rahatsız ettiği gibi ses kirliliğine de yol açar.
*
Bu dünyada her şey geçicidir. İnsan hayatı da kalıcı değildir. Güzel zamanlar gibi kötü zamanlar da geçicidir. Vaktiyle Abbasi Halifesi Harun Reşid, üzerinde “Bu da geçer” yazılı bir kağıdı hep cebinde taşırmış. İyi gününde ve kötü gününde cebinden usulce çıkarıp  bu yazıyı okurmuş.
*
Hayat gibi, işler, görevler, makamlar ve mevkiler de geçicidir; bunlar, mesleki kariyer ve liyakat sahibi insanlarla kuşaktan kuşağa devredilir. Örneğin, bir uçak,  ancak yeterli bilgi ve tecrübe sahibi olan pilota emanet edilir.
*
İnsanlar, emekliye ayrıldıklarında da üretkenliklerini bir şekilde devam ettirmelidir. Mesleki bilgi ve deneyim birikimlerinin yeni kuşaklara aktarılması bir görev ve sorumluluk olarak kabul edilmelidir.
*
Bu  dünyanın zorlu hayat koşullarında hatasız kul olmaz. Ancak, hatada ısrar, aşırı ihmal ve kötü niyet tehlikelidir. Bunlar, hem insanın kendisine hem de çevresine zarar verir. Bir insandan, güzel düşünce, güzel davranış, güzel söz ve güzel işlerle toplum kültürüne olumlu ve örnek katkı yapması beklenir.
*
Her türlü durumda iyimser düşünmenin bir gücü vardır. Bir ailenin çocuklarına bırakacağı en büyük miras görgü ve saygı bilirliktir.  Edep ve ahlak insan karakterinde eskimeyen güzel elbiseler gibidir.
*
Günlük hayatta selam ve saygı esastır. Her gün, tanıdık insanlara   saygılı bir tebessümle selam verilmelidir. Yaşça büyüklere, makam-mevki sahiplerine ve devlet görevlilerine  saygılı bir ifadeyle “siz” diye hitap edilmelidir. Yakın insanların kıymeti iyi bilinmelidir. İnsan insandan üstündür ve insan insana daima muhtaçtır. Karşılıklı ilgi, güven ve sevgi, toplum içinde uyumu ve saygıyı çoğaltır.
*
Her insan aklı, ilk önce kendisini beğenirmiş. Bir insanın bir başkasını eğitme gücü, enerjisi ve zamanı çok sınırlıdır. Bu nedenle bir insan öncelikle kendi aklını kullanmalı, kendisini eğitmeli ve yetiştirmelidir. Bu da yeterli sayıda kitap okumak ve derin düşünmekle  mümkündür. Normal şartlarda, her evde en az iki yüz  kitaplı bir aile kütüphanesi bulunmalıdır.
*
Her türlü konuşma ve platformda tenkit, eleştiri, tartışma ve uyarı gibi şeyler insanlar için çok yararlıdır. Ancak, bunlar,  gerekçe olarak, somut bilgi, kanıt, bulgu, belge, kanun, hukuk kuralı, bilimsel veri, tez, karşıt görüş, deneyim, araştırma, analiz, mesnel değerlendirme, gözlem ve diğer argümanlara dayandırılmalıdır.Ayrıca, karşılıklı empati kurulmalıdır.
*
En güzel ve etkili konuşma, donanımlı olan bir insanın yaptığı kısa ve özlü konuşmadır.

Share
444 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÇEK BİR ÇAY, DEMLİ OLSUN

    18 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Hayat kaynağımız sudan sonra en çok tükettiğimiz içecek nedir diye sorsam, zannediyorum çoğumuz hiç düşünmeden çay yanıtını veririz. 5000 yıllık bir geçmişi olan çay ile tanışmamızın mazisi 100 yılı bulmaz. 1937 yılında verimli dikimin başarıldığı,1947 yılında  ilk fabrikanın açılması ile Çay  hayatımıza bir girmiş pir girmiştir. Dedelerimizin bilmediği yani hayatımızda, kültürümüzdeki yeri, eski olmayan bir şey nasıl olur da bu kadar vazgeçilmez olur. İçerken de, demlerken de hakkını vermek gereken çayın nasıl ve nereden hayatımıza girdiğini d...
  • HABER’İMİZ

    18 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Yazı yazmak için erken bir saat. Saat 07.00 uykum Spil’in ardına saklandı. Yatakta bir sağa bir sola dönerken gazetemiz Haber’i düşledim. Akşam ağabeyim eve geldiğinde Haber ve Hayat’ın el değiştirdiğini söylediğinde yirmi yıl yazı yazdığım gazetemizde geçen günler bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. 4 Aralık. 1996 yılında Manisa’ya “merhaba” demişti gazetemiz. Bu yirmi yıl içinde haftada üç dört gün yazı yazıyordum. Yazı yazdıkça Haber’de çalışanlarla, köşe yazısı yazanlarla yekvücut olmuştuk. Gazete kurucuları Ağarlar’ın zarif...
  • ŞİİR HEP ŞİİR

    16 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Sevgili Şükran, bu mektubumda da yine şiir, şiir diyorum. Yaşamını ne ile örmek isterseniz dediklerinde verdiğim yanıt her zaman  şiir olmuştur. Şiir seven insanın yüreği hep aydınlıktır. Bakışları daima ileridir. Usunda hep bilim ilim vardır. Şiiri bana sevdiren babamı burada saygı ile anmak istiyorum. Canım arkadaşım, sağım solum şairlerle dolu. Yine anılarımın peşinde Salihli Şiir İkindileri'ndeyim. Salihliler ne değin şanslılar ki, Zafer Keskiner ve Şadan Gökovalı ile şiirin dünyasına girdi. Şimdiki çocuklar ve gençlerde Salihli’de geçmi...
  • GÜNLÜK HAYATTAN YANSIMALAR

    15 Kasım 2016 Köşe Yazıları

    Eski Manisalıların bir sözü vardır: "İnsanın tatlı dilinden başka güzel nesi var?" * Bizim kuşağın Manisa Lisesi yıllarında öğretmenlerimizden ve büyüklerimizden hep böyle güzel sözler duyardık. Bu sözler günlük sohbetlerde sık sık kullanılırdı. Sohbetleri, çoğu kez, Hacı Bektaş Veli'nin "İncinsen de incitme. Her ne ararsan kendinde ara!" sözü izlerdi. * Bilindiği gibi: İnsan, doğası gereği  çok yönlü ve karmaşık bir varlıktır; başka bir ifadeyle, insan, küçük bir dünyadır, küçük bir evrendir; aynı zamanda insan, dünya kadar, evren kadar ...