logo

reklam

Bedriye AKSAKAL yazdı… “KIŞ  DÜŞÜ”


admin
bilgi@manisahabergazetesi.com.tr

 

 

 

 

 

Sevgili Şükran, karanlık ağaçların arasından balkona dolan rüzgârın sesi beni kış gecelerinin yalnızlığına götürdü.

Kış kışlığını bu yıl bizlere iyice yüzünü gösterdi. Spil,  yine beyaz örtüsüne büründü. Kar  yağınca, şairin dediği gibi: “Bir ses savrulur gelir yüreğime oturur”.  Sesler yüreğime otururken, bu kez ‘kar’ konusundan yola çıkarak, farklı temaları işleyen Ahmet Muhip Dıranas’ın,  “kar” şiiri belleğime üşüşüveriyor:

Kardır yağan üstümüze geceden;

Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,

Orman uğultusuyla birlikte

Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte

Kar yağıyor üstümüze inceden…

Her taraf buğulandıkça, dört bir yanıma sürekli kar yağıyor. Kelebek gibi uçuşan  kar, beni kaybolan aşklarıma götürüyor Sevgili Şükran.

Çocukluğumda ‘kar’ın üzerinde kayıp oynadığım, üzerine pekmez dökerek kar helvası yediğim günler sesler arasında… O büyülü kar taneleri arasında anılarım. Dedemin ocak başında anlattığı masallardan dans eden figürler çıka gelir yanıma . Daha çok olağan üstü yaratıklar arasında bulurum kendimi.Çocukluk yıllarımda, dedem bize Anadolu masalları anlatırdı. Bir de doğuya ait  Hint- Çin söylenceleri hala kulağımda bir tını. İlkokulda babamın verdiği Kelile Dimne kitabını arada bir elime alıp, sayfalar arasında dolaşırken, o masum yıllarıma gidip gelirim.

Dağlarda kar. Etrafımda durmaksızın Dıranıs’ın dizeleri:

“…

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam,

Uyandırmayın beni, uyanamam.

Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

Allah aşkına, gök deniz aşkına

Yağsın üstümüze kar buram buram

…”

Üstüme üstüme yağan karlar arasında düşlerim peş peşe sıralanıyor.

İlkokuldan sonra, içimde yanan bir ateşle kanatlanıp uzak diyarlardaki insanları tanımak isterdim. Hayal ve gerçekler arasında yaşarken, birçok gizemin arkasına saklanırdım. Dış dünyadan kendimi soyutlarken, Hermann Hese’nin dediği gibi: “Bilindiği halde hep bilinmez kalanın görünmezliğini koymaya çalıştım, galiba bu benim yaşam öyküm…”

Herkesin dünyasında düşleri, el değmemiş dünyası vardır. Benim çocukluğumda da el değmemiş bir dünyam vardı. Çocuklukta sevgi ne çabuk elde ediliyordu. Bu sevgileri daha çok evde dedem, ninem, annem, babam ve kardeşlerimde bulurdum. Onlar benim dünyamdı. Çevrem lekelenmemiş kuşku ile dolu değildi.

Dedem daha çok bizlere cenneti anlatırdı. Cennete gidebilmemiz için doğru davranışlar içinde olmamızı,yalana başvurmayın derken, ardından da her zaman iyilik yapmamızı öğütlerdi.

Anlatılan cennete gidebilmek için kardeşim Benal ile hayallerimizi çoğaltırdık. Biz dedemden masallar dinlerken, babacığım da bahçede tavuklarımızı,tavşanlarımızı, arı kovanlarımıza  bakardı. Yazdan evimizdeki hayvanların barınaklarını onararak, kışa hazırlardı.

Dranas’ın dizeleri sığınağım olmayı sürdürüyor:

“…

Buğulandıkça yüzü her aynanın,

Beyaz dokusunda bu saf rüyanın

Göğe uzanır tek ü tenha bir kamış,

Sırf unutmak için, unutmak ey kış,

Büyülü yalnızlığını dünyanın.

…”

Sevgili Şükran, havanın soğukluğu, dağları bembeyaz örtüye büründürmüş olan kar, beni çocukluğuma alıp götürdü durmaksızın. Yıllarla birlikte birçok şeyleri yitiriyoruz. Dedemi yitirdiğimde ne çok ağlamıştım. Beni, kim çocukluğuma götürecek diye. Kim cennetin kapısını açacak diye…

Dedem bilge kişiydi. Sağı solu kitaplarla doluydu.Kitaplarına baktığımda eğri büğrü yazılardan, hiçbir şey anlamazdım. Anlamadığımı söylediğimde de  saçlarımı okşar: “Onlar Farsça yazılmış kitaplar…” derdi.O saygı değer dedem, Mısır’da medrese öğrenimi görmüş, köyünde hocalık yapmış bir kişiydi.

Onun kar gibi beyaz sakalını çekmek çok hoşuma giderdi. Dedemin yaşamı yazmak ve kitap okumakla geçerdi. Okuduğu kitapların kenar boşluklarına da yazı yazardı. “Ne yazıyorsun? Dediğimde: “Açıklıyorum”, yanıtını alırdım. Bu kitapların tozunu alırken, dedemin inci gibi yazdığı yazıları da merak eder dururum..

Dedem farklı bir kişiydi. Kendi kurduğu ütopik dünyasında yaşıyordu.O da babam gibi hiçbir zaman dünya malına heves etmedi. Dedemden- babamdan bizlere kalan tek miras her halde bu felsefe olsa gerek. Ağabeyim ve ben de dünyanın malı dünyada kalır düşüncesiyle yaşıyoruz. Tek tutkumuz kitaplar ve dünyayı tanımak, insanlığa hizmet etmek…

Dedem arada bir dinlenirken bizleri yanına çağırıp, doğup büyüdüğü köyünü anlatırdı. Bize yabancı gelen topraklarını anlatırken, gözleri derinleşip buğulanırdı. O an çocuk aklımla doyamadığı köyünü özlediğini anlardım.

Dedem Akseki’nin Sarıhacılar köyünde doğmuş ve büyümüş. Köklerinin Orta Asya’dan geldiğini, atalarının Toroslar’a yerleştiğini anlatırken,bitmeyen bir masalı dinliyorduk sanki.

Bu gün kış düşü, beni nerelere götürdü.  Dedemin sevgisi dört bir yanımı sarıp sarmalıyor. Duvarda asılı olan resmine bakarken, dedeciğimi bir kez daha saygı ile anıyorum.

Share
137 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Gülçin HAZIR yazdı… “+1 FARKLA BİZ AYNIYIZ”

    24 Mart 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

              Siz değerli okurlarım merhaba, bugün sizlere önemli bir farkındalık günü olan 21 Mart Down Sendromlularla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. 21 Martta yurdumuzun birçok yerinde yapılan etkinliklerde down sendromu hakkında toplumsal farkındalık yaratmak, down sendromlu bireylerin ayrımcılık ve ön yargıya maruz kalmasını önlemek, erken ve sürekli eğitim önemine dikkat çekmek amaçlanmaktadır. Peki nedir bu down sendromu? Birleşmiş Milletlerin 21 Mart tarihini resmi Dünya Down Sendromu Günü ol...
  • Taner GÜZEY yazdı… “TANER GÜZEY İLE KODA SERÜVENİ”

    24 Mart 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

              Kırmızı gülün alı var Hergün yeri var Bugün benim efkarım var Ah bu gönül arzu eder seni Dağlar dağlar viran dağlar Yüzüm güler kalbim ağlar Mayadağ’dan kalkan kazlar Al duvaklı beyaz kızlar Vardar ovası Vardar ovası Kazanamadım sıla parası Üç ayrı Rumeli türküsünün potpurisi ile yazıma başlıyorum. Ancak şaşırmışlık ve hayretler içerisinde yazıyorum. Sizce moda bu mu? Yoksa dilim varmıyor saçını başını yolan bir toplum mu? Bu işin buraya varaca...
  • Bedriye AKSAKAL yazdı… “HAFSA SULTAN”

    22 Mart 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

                  Renklerin solgun olduğu mevsim. Yazdan kalma bir gün. Spil’in dorukları gizemli bir hareketlilik içinde. Bulutlar rüzgarla dost. Bugün Hafsa Sultan’ı araştırmak için yollara düşüyorum. Sultan yedi düveli tutsak edip de bir çıbana tutsak düşen, yavuz Sultan Selim’in karısı, kanuni’nin de annesi. Spil göğe uzanan başıyla Hafsa Sultan’a barınak olmuş. Doğa baharda renk değiştirirken, kentin yaşamında bir bayram kültürü olmuş. Mesir Bayramı, Sultan  Camii, Hafsa Ana’yla tümleşmi...
  • Sevim GÜNGÖR yazdı… “TEKEL BİNASI”

    18 Mart 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

              Manisa’daki Cumhuriyet dönemine ait kamu yapılarından İstasyon Binası ve Hükümet Konağı’nın ardından bugünkü yazımın konusu Manisa Tekel Binası’dır. Cumhuriyetin ilk yıllarına (1926) tarihlenen yapı, Utku Mahallesi’nde sevgi yolu denilen yol üzerindeki meydanda bulunur. Eski Tekel Binası günümüzde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak işlevini sürdürür. İki katlı inşa edilen yapının güney doğu cephesi pahlanmış ve yapıya giriş buradan sağlanmıştır. Meydana bakan girişin üzerinde balkon yer alır. P...