logo

reklam

BAYAN Değil KADIN


admin
bilgi@manisahabergazetesi.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz hafta şarkıcı Sıla’nın, oyuncu sevgilisi Ahmet Kural tarafından bir saate yakın süreyle fiziksel şiddete maruz kaldığı haberini hemen hemen herkes okumuş veya duymuştur. Anlaşılan şu ki şiddet ne meslek, ne diploma, ne de ün dinlemiyor. Bu tablo şiddete uğrayan ve şiddeti uygulayanların her kesimden olabileceğini açık olarak gösteriyor. Eğitim düzeyleri yüksek olan insanlar arasında bile “en onur kırıcı hareket” olan güçlünün güçsüze uyguladığı şiddetin kaynağını ve nedenlerini araştırmak bulmak ve şiddeti engellemek çok zor olsa gerek ki ülkemizde ve dünyada şiddet haberleri her gün yerini aksatmadan almaya devam ediyor. İlginç olan ise bu haberlere artık şaşırmıyoruz. Kimimiz sadece üzülüyor, kimimizin umurunda bile olmuyor. Şiddet, bazıları tarafından öyle kanıksanmış ki olağan hayatın, olağan bir parçası gibi geçiştiriliyor.

Kadın aile, özel ve iş hayatında ve kamusal alanda eşi, sevgilisi ya da hiç tanımadığı biri tarafından psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddetle karşılaşabiliyor. Hatta en acısı da bu şiddet bazen cinayet ile sonlanabiliyor. Her ne kadar sivil toplum örgütlerinin ve kadın hakları savunucularının, kadına yönelik şiddeti önleme ve yaptırımlarının daha caydırıcı olması adına azımsanmayacak uğraş ve eylemleri bulunsa da “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun” araştırmaları kadına yönelik şiddetin giderek arttığını gösteriyor. (2017 Yılında kadın cinayeti %25 artmış.)

Ülkelerin az gelişmiş veya gelişmemiş olduğunun kanıtlarından biri olan kadına yönelik şiddetin en önemli kaynağı aileden gelen yanlış yetiştirilme, gelenek-görenek ve kültürel özelliklerdir. Örnek vermek gerekirse; bizim toplumumuzda erkek egemen bir anlayışın olması, şarkılardan türkülere, atasözlerinden deyimlere öyle nüfus etmiş ki gündelik yaşamımızın her anında bunlarla karşılaşıyoruz. Ülkemizin büyük bir kesiminde kadın-erkek cinsiyet ayrımı daha doğumdan itibaren kendini gösteriyor. Erkek bebek doğurmanın kadın için bir başarı olduğunu “oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.”; kadının söz sahibi olmadığını “elinin hamuruyla erkek işine karışma”;  kadının zekasının küçümsendiğini “saçı uzun, aklı kısa”; kadına uygulanan fiziksel şiddetin normalleştirilmesini “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin”; tecavüzlerin nedeninin kadına yüklemeyi “dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek yanaşmaz” gibi atasözleri destekliyor. Kadın “eksik etek”, “kaşık düşmanıyken”; “erkek sözü vermek”, “erkek gibi kadın” ifadeleri erkeği değerli ve üstün, kadını aşağılık ve değersiz yapıyor. Bu ilkel söylemler ve kadına uygulanan baskı, kadın-erkek arasında hiyerarşik bir ilişki kurulmasına ve iki cinsiyet arasında büyük bir eşitsizliğin meydana gelmesine sebebiyet verdiği gibi kadına yönelik nefretin ve şiddetin körüklenmesinin de temelini oluşturuyor.  Hal böyle olunca kadının beklentilerini, isteklerini, fikrini ve ruhunu yok sayan tahakkümcü zihniyetin kadın algısı; “namus timsali” ya da sadece “cinsel bir obje veya metadan” öteye geçemiyor. Bu zihniyet, cinsiyet ve cinselliğin sadece erkeklerin hakkı olduğunu sanırken, kadın cinsiyeti ve cinselliğinden öyle utanıyor ve bunu öyle ayıp karşılıyor ki kadına KADIN demek yerine BAYAN kelimesini yeğliyor. Ayrıca özgürce düşüncesini söyleyen, giyinen ve gülen kadın, çağdışı görüşün “namussuz ya da hafif kadın” yakıştırmasından kaçamıyor ve herhangi bir şiddete uğradığında suçlu bile olabiliyor.

Anlaşılan o ki, kadına en büyük kötülüğü yapan ve şiddetin tohumlarını eken (yanlış gelenek-görenek ve törelerin dayatması sonucu) yine kadınlar oluyor. Kadına uygulanan şiddete fırsat vermemek ya da en aza indirebilmek için en büyük görev, erkeklerden ve eğitim kuruluşlarından önce annelere düşüyor. Annelerin, kız-erkek cinsiyet ayrımı yapmadan daha çağdaş, daha bilinçli ve doğru sevgiyi aşılayarak, kız çocuklarının aciz olmadıklarını, güçlü ve irade sahibi olduklarını, hem kızlarına hem de oğullarına öğretmesi gerekiyor.

İncitmeden sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmenin, iyiliği ve güzelliği kazandıracağı ümidimle ve sevginin gücüne olan inancımla, Zülfü Livaneli’nin “Ada” isimli eserinde dediği gibi; “…Dünyayı güzellik kurtaracak,

Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”                                                                                                                      

Share
1391 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Gülçin HAZIR yazdı… “KÖY ENSTİTLERİNİN 79. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN”

    21 Nisan 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

            “Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim kurumlarından olan Köy Enstitüleri, kuruluşunun 79. Yılını kutluyoruz.” Türk eğitim tarihinde önemli bir devrim yaratan Köy Enstitüleri köye öğretmen ve köye yararlı diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 yılında 3083 sayılı yasayla Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kurularak, genç Türkiye Cumhuriyetinin aydınlanma yolunda en önemli eğitim hizmeti olmuştur. Köy Enstitüleri savaştan çıkmış, viraneye dönmüş, ...
  • Taner GÜZEY yazdı… “TANER GÜZEY İLE MODA SERÜVENİ”

    21 Nisan 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

            Sormadın halimi hiç kalbimin esrarı nedir Çekerim aşkını çılgın gibi ben kaç senedir Ölmeden ruhuma sen bari biraz neş’e getir Çekerim aşkını çılgın gibi ben kaç senedir. Makam: Hüzzam Beste: Selahattin Pınar Güfte: Mustafa Nafız Irmak Gözlerim hiç yalan söylemez, toplumsal çöküntü var mı yok mu demeye gerek yok. Görünen köy kılavuz istemiyor maalesef. Etrafıma baktığım zaman çok dejenere olduğu kesin. Gerçek şu ki eğitim anne rahminde başlıyor. Devam eden bir süreç ama sonuç ne oluyor bi...
  • Hakan AĞAR yazdı… “PLANINIZ VAR MI? AÇIKLAYIN YOK MU? BIRAKIN”

    18 Nisan 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

            Geçtiğimiz hafta yazdığım köşe yazısı Manisaspor sevenlerini duygularını dışa vurmaya itmiş. Neler neler olmadık ki; Yalakanın alası, paralı, kiralık kalem, Manisaspor düşmanı ve birçok yeni sıfat. Köşe yazısı yazmaya başladığım dönemden beri her zaman benimsediğim bir lafı hatırladım; Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Ancak fark etmez, biz doğru bildiğimizi de yazmayacaksak zaten bu mesleğe layık değiliz demektir. Benim son köşe yazıma aldığım tepkilerden çıkarttığım 4 net saptamam var; 1- Manisas...
  • Bedriye AKSAKAL yazdı… “DOSTLAR”

    18 Nisan 2019 Genel, Güncel, Köşe Yazıları

              Bir taraftan bilgisayarla dostluğumu sürdürürken, diğer taraftan en yakın dostlarım yine kitaplarım oldu. Sevgili Şükran, uzun bir süredir polisiye ve macera  romanı okumamıştım. Ağırlıklı olarak okuduklarımın tümü yakın tarihimizle ilgili ve birde tat bırakan romanlardı. “Leyleklerin Uçuşu “ adlı serüvenlerle dolu kitabı okuyunca gençliğime bir kez daha yol aldım. Başımda kavak yelleri estiği dönemlerde, ne çok macera ve polisiye kitapları okumuştum. Özellikle Mayk Kambırları. O kitapları okuya...